7 gün süreyle günde iki kez içildiğinde vücuda yaptığı tedavi edici mucizevi etki yaratıyor
HASTALANDIĞIMIZDA hayalini kurduğumuz tek yiyecek: Dumanı tüten, sıcacık, tavuk suyuna şehriye çorbası! Fakat Boston'daki Tufts Üniversitesi'nde Dr. Antonio Martin yönetiminde yapılan bir araştırmada test edilen, hastaları ayağa kaldıran "kahraman çorba", İspanyolların sıcak yaz günlerinde eksik etmedikleri soğuk bir çiğ sebze çorbası.
Adı gazpacho olan bu çorbanın, 7 gün süreyle günde iki kez içildiğinde vücuda yaptığı tedavi edici mucizevi etki, bilinen birçok ilaçtan kat kat fazla. Vücutta strese bağlı moleküllerin oluşumunu engellediği, gönüllü kişiler üzerinde test edilmiş.
Bu mucizevi özellik, sadece çorbanın içerdiği son derece yüksek dozdaki C vitaminlerinin antioksidan etkisinden kaynaklanmıyor. Gazpacho'nun, kronik hastalıklarda sıklıkla seyreden, çeşitli mikrobik ajanlara veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu inflamasyon olarak adlandırılan hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyonun moleküler düzeyde tedavisinde etkin olduğu da ispatlanmış.
Sonuçları Journal of Nutrition isimli bilimsel derginin bu ayki sayısında detaylarıyla açıklanan bu araştırmanın sonuçlarını yorumlayan Dr. Martin, "Sanırım bu inanılmaz sonuçların sırrı, bu karışımın içerisindeki sebzelerin sinerjik bir şekilde birbirinin etkisini artırmasıdır" dedi.
Çorba kürünü başlatmadan önce ve sonra idrar ve kan tahlilleri incelenen gönüllülerde özellikle stres sırasında salınan moleküller incelenmiş. Bir haftalık kür sonunda özellikle prostaglandin E2 isimli stres molekülünün, yaşlılarda ve damar tıkanıklığı olan hastalarda gözlenen "monocyte chemotactic protein-1" isimli moleküllerin, ürik asidin çok aza indirgendiği gözlenmiş.
İşte bilim adamlarının tarifini verdiği gazpacho isimli, blender'da tümü çiğ olarak çekilerek hazırlanan, buzdolabında tam 24 saat kapalı bir kapta bekletildikten sonra yenmesi gereken çorbanın içeriği: 3 adet olgun soyulmuş domates, 1 adet salatalık, 1 adet yeşil dolmalık biber, 1 adet kırmızı biber, 1 küçük soğan, 1 limon suyu, 1 kahve fincanı zeytinyağı, 1 diş sarmısak, 1 ince dilim zencefil, 1 tutam dere otu, 1 tutam maydanoz, 1 tutam reyhan, yarım avokado, 1 tatlı kaşığı sirke, 1 çay kaşığı tuz. Yerken üzerine 1 yemek kaşığı dolusu çiğ kaymak dökülüyor. Evet bu benim bilimsel bir dergide gördüğüm ilk yemek tarifi. Afiyet olsun!
Osmanlı padişahlarının, saraylarda birbirinden ilginç mönülerle donatılmış iftar sofralarında su yerine ''hoşaf ve şerbet'' içildiği, et ve balık pişirirken mutlaka ''tarçın'' kullanılıyordu. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, zengin Osmanlı mutfağında iftar sofralarındaki padişahlara özel hazırlanan mönülere büyük önem veriliyordu.
Saray mutfaklarında halkın tükettiği bulgur yerine ''pirinç'', çay ve kahvelere tatlandırıcı olarak kullanılan bal-pekmez yerine ''şeker'', esmer ekmek ve yufka yerine ''beyaz mayalı ekmek'' çeşitlerinin tüketildiği, iftar mönüsünde su yerine şerbet ve hoşafın içildiği kaydedildi. Koyun ve kuzu etinin tercih edildiğini saray mutfağındaki diğer unsurlar ise şöyle:
''Ekmeğe çok önem verilirdi. 'Has beyaz ekmek', 'en has beyaz ekmek', 'sıradan ekmek' gibi çeşitlere ayrılıyor ve saraydaki hiyerarşik yapıya göre dağıtılırdı. Sultan en has ekmeği yerdi. En çok sevilen sebze patlıcandı. Ancak patlıcan da Anadolu değil Çin kökenli bir sebzeydi. Fasulye, patates, hindi, kakao, mısır, bazı kabak çeşitleri Amerika kıtasının keşfinden sonra yani 15. yüzyıldan sonra Osmanlı mutfağına girdi. Bamyanın özel bir yeri vardı.''
Sarayın iftar mönüsünde, misk ve gül suyundan helva, keten helva, bademli helva gibi yedi, sekiz çeşit helvanın yer aldığını; 19. yüzyılda saray mutfağında et ve balık pişirilirken tarçın kullanılıyordu.
-MUTFAĞIN DEMİRBAŞI ''KORUK SUYU''-
Olgunlaşmamış üzümden yapılan ''koruk suyu''nun saray mutfağının demirbaşı olarak nitelendiğini belirten araştırmacılar, tencere yemeklerinin koruk, limon suyu, nar ekşisi, soğan ve çeşitli baharatlarla tatlandırıldığını ifade ettiler.
Yemeklerin her zaman tuzsuz tereyağı ile pişirildiği; domatesin, 18. yüz yıl sonu Osmanlı mutfağına ''yabani'' olarak girdiği, daha sonra aşılanarak bugün domatesin ortaya çıktığı belirtildi. İlk halinin ''kiraz domates'' boyutunda olduğunu ifade eden uzmanlar bu konuda şu bilgiyi veriyor:
''Domates yeşilken tüketilirdi. Dolması, çorbası, zeytinyağlısı yapılırdı. Kırmızıya döndüğünde de çöpe atılırdı. Şiş kebap bugünkü gibi demir şişte yapılmazdı. Şiş olarak defne dalı ya da patlıcan sapı kullanılırdı. Sıcaklıkla birlikte bunların aromaları ete geçer. Sultanın yemeğini önce çeşni tadıcı tadar sonra padişah yerdi. Yemekler sahanda gelirdi. Bugün bizim bildiğimiz asma yaprağından sarmalar Osmanlı'da fındık kestanesi yaprağının sürgünlerinden, at kestanesi yaprağından, ayva yaprağından, fasulye yaprağından yapılırdı.''
-PADİŞAHLARIN FARKLI DAMAK ZEVKLERİ-
Araştırmalara göre, Fatih Sultan Mehmet'in en çok karides, tavuk ve balıktı; pişirilen yemeklerde en çok yumurta kullanılıyordu. ''Örneğin, tavuk kızartmasında, özel lapa ve peynirli pidede en çok harcanan yumurtaydı. Fatih'in padişah sofrasında yenen etler koyun, tavuk, kaz, baş, paça ve işkembeydi. Sarayda en çok yenen sebzeler pırasa, lahana ve ıspanaktı.''
II. Abdülhamid'in en çok sevdiği yemek ise ''soğanlı yumurta'' idi. Araştırmacılara göre, II. Abdülhamid, soğanlı yumurtayı en iyi yapan kişiyi ödüllendiriyordu. Soğanlı yumurtanın yapılması ve pişirilmesinin çok büyük bir marifet gerektirdiğini ve üç buçuk saatte pişirildiğini anlatan araştırmacılara göre, ''Abdülhamit sade yemekleri seviyordu. En çok sevdiği yemek yoğurt ve çılbır (yoğurtlu yumurta) idi.''
Ayrıca, her padişahın, her ramazanda her 10 yeniçeriye bir büyük tepsi olmak üzere baklava yaptırdığı ve her tepsiyi iki yeniçerinin saraydan alarak yeniçeri ocağına getirdiği kaydedildi.
arkadaşlar sık sık yaptığım , içine her seferinde değişik malzemeler koyarak zenginleştirdiğim, herkes tarafından çok beğenilen rulo çöreğimin tarifini vermek istiyorum... ne yazık ki resmini çekemedim. ama denediğinizde eminim siz de çok beğeneceksiniz...
Malzemeler:
1 paket kuru maya 4 tatlı kaşığı toz şeker 1 su bardak ılık süt 1/2 su bardak ılık su 4 su bardak un 4/1 su bardak sıvı yağ 1 tatlı kaşığı tuz 1 çorba kaşığı sirke 1 su bardak rendelenmiş taze kaşar peyniri 1 su bardağı ufalanmış beyaz peynir 50 gr margarin
Yapılışı
kuru maya, ılık süt ve ılık su, toz şekerle karıştırılıp 15-20 dakika kabarmaya bırakılır. mayamız kabarınca içine 4 bardak un, 1 kaşık sirke, 4/1 bardak sıvıyağ karıştırılıp yumuşak ele yapışmayan bir hamur yapılır. un az gelirse yarım bardak daha ilave edebilirsiniz ama genelde tutuyor. hamurumuzu güzelce yoğurup, bir bezle örterek ılık bir ortamda 1 saat kadar kabarmaya bırakıyoruz. iyice mayalanıp kabarınca un serdiğimiz tezgahın üzerinde merdane ile dikdörtgen şeklinde yarım santim kalınlığında açıyoruz. hamurumuzun heryanına beyaz peynirle kaşar rendesini eşit şekilde yayıp uzun tarafından başlayarak rulo şeklinde sarıyoruz. yağlanmış fırın tepsisine koyup yarım saat kadar daha dinlendiriyoruz. bu arada fırınımızı 200 derecede ısıtıyoruz.hamur eğer tepsinize büyük glirse ortadan ikiye bölerek de pişirebilirsiniz. kızgın fırına kabaran hamurumuzu koyup yarım saat kadar pişiriyoruz. üzeri kızarınca çıkarıp sıcakken margarinimizi çöreğimizin her tarafında gezdirip bezle üzerini örterek dinlendiriyoruz. hamurun üzerine yumurta sürmedik dikkat ettiyseniz, çıkarınca sürdüğümüz margarin yumuşacık olmasını sağlıyor. 10-15 dakika bekleyip, çöreğimizi dilim dilim keserek sıcak sıcak servis yapıyoruz... afiyet olsunnn :)
bu çöreğin içine soğanlı kıyma koyup kıymalı çörek, yada haşlanmış patatesleri soğan ve baharatla karıştırıp patatesli olarak da yapabilirsiniz. hatta küçük küçük poğoça şeklinde de yapabilirsiniz...
arkadaşlar bu verdiğim hamur tarifi ile pizza ve karadeniz pidesi de yapıyorum ben. pideler süper oluyor, yalnız yine fırından çıkarır çıkarmaz pidelerin üzerine fırça ile yağ sürüp biaz dinlendirmemiz gerekiyor..
Pek çok çeşidi bulunan köftenin, Türk mutfağında tam 300 çeşidi sofralara servis yapılıyor. İşte dayanılmaz kokuları, iştah açan görüntüleri ve doyumsuz lezzetleriye Türk usulü köfteler...
Kadınbudu köfte, Izgara Köfte, Şiş Köfte, Çiğ Köfte, İnegöl köftesi, Tekirdağ köftesi, Mercimekli Köfte, Dalyan Köfte, Ekşili Köfte, Saray Köfte, Fındık Köfte, İzmir Köfte, Kayseri Köfte, Fırın Köfte, Yalancı Köfte,içli Köfte, İslim Köfte, Terbiyeli Köfte, Sebzeli Köfte, Rosto Köfte, Sulu Köfte, İçli Köfte, Islama Köfte...
Dünyadaki en zengin üç mutfağın Türk, Fransız ve Çin mutfakları olduğu söylenir. Türk mutfağı denilince de envai çeşit tür arasından kebap ve köfte dışa açılımda öne çıkmış çeşidimiz olarak dikkat çeker.
Kıymanın değişik şekilllerde kızatılmış halinden vücuda gelen köfte, Türk mutfağının baş tacı ettiği yiyeceklerinden biridir. Pek çok çeşidi bulunur ve tam 300 çeşit köfte olduğu rivayet edilir...
Köfte, Farsça bir sözcükten, ezme anlamına gelen `küfte`den türemiş, asıl malzemesi kıyma olan bir yemek diye açıklanıyor çeşitli kaynaklarda. Oysa Türk mutfağında köftenin etsizi de; var: Yalancı köfte, mercimek köftesi ya da patates köftesi gibi.... Ancak köfte denilince hemen akla et kavramını geliyor. Türk mutfağının görünüşü sade, kokusu dayanılmaz, tadı tarifsiz, asla yeri sarsılmaz temel direğidir köfte.
Vejetaryenleri hariç tutarsak köfte, şekli ve hazırlanışı ne olursa olsun herkesin sevdiği ve zevkle yediği bir yemek çeşididir. Bu yalnız yurdumuzda değil, tüm dünyada böyle. Dünyanın en yaygın hızlı yemek (fast-food) zincirlerinin köfteciler olması bunun en güzel delili. Özel ekmeği içinde, yanında dilimlenmiş soğanı, soğuk salçası, kızarmış parmak patatesi ile birlikte ızgara burger köfte, birkaç türü ile dünyanın şişmanlama katsayısını hızla artırmaktadır.
Hatta köfte Türk ve dünya edebiyatının en meşhur yemeklerindendir. Hatta çizgi roman kahramanları arasında da köftenin cazibesini ölümsüzleştiren tipler vardır. Tom Braks`ın köfte seven dostu gibi...
İlk akla gelen köfte çeşidi, hemen her ortamda kolaylıkla yapılmasından dolayı elbette, ızgara ya da halk arasındaki yaygın diğer adı ile cızbız köfte oluyor. Çarşıda, pazarda, stadyumların çevresinde, piknikte, kırda bayırda, ormanda, sahilde, bahçede, terasta, Mangal üstünde beş dakikada servise hazır, kolay yollu bir tadım ve doyum zevkidir ızgara köfte..
Hatta yolculuğa çıktığımızda çıkınımızda köfte götürmek bir adettir ya da özellikle öğle yemeklerinde ilk aradığımız yer genellikle bir köfteci dükkanı olur. Edirne, İnegöl, Tekirdağ`da, İstanbul Sultanahmet, Adapazarı, Şanlıurfa`da, Akçaabat, Adana`da gibi kendine has köftelri meşhur olan illerde adım başı bir köfteci bulmak mümkündür.
Adının önünde genellikle `meşhur` ibaresi bulunan köfteci dükkanları, kapıdan geçenleri o olağanüstü, iştah açan kokusuyla yakalar ve dükkanın içine çekiverir.
Köftenin tavada kızartılmış olanını da milletçe pek severiz.. Yanında kızartmış patatesle ve biberle birlikte masaya geldiğinde bütün çatalların hedefi bellidir artık.
Köfte hafifçe kızartılıp bir tepsiye patates ve patlıcan dilimleriyle dizilip üstüne de domatesin yağda öldürülmesiyle yapılma salça döküldüğünde ve bir süre fırınlandığında olur size sahan köfte.
Kıymanın içine bayat ekmek içi yerine pirinç koyup ufak toplar şeklinde yaptığınız köfteleri sulu bir salça içinde pişirirseniz, sonra suyunu az unla yapılmış ekşili bir terbiye ile koyultursanız ekşili köfte, sulu köfte ya da İzmir köfteniz hazırdır.
Eti makinede kıydırmayın, özel bıçağıyla elde kıyın. Yöresine göre soğanı, isot biberi gibi diğer malzemesini de kattıktan sonra yassı ya da köşeli bir şişe sararak kömür ateşinde pişirin.
işte size Antep, Adana, Urfa ya da Halep işi şiş köfte, acılı ya da acısız.
Yanında bir bardak şalgam suyu ya da mis gibi ayranla değmeyin keyfinize...
Güney ve Güneydoğu Anadolu`da kıymanın olmazsa olmaz arkadaşı bulgurdur.
dışı bulgur, içi ceviz ve bol baharatlı kıymadan oluşan içli köfte, yöresel mutfağımızın baş tacı olarak sofralarımızı süsler.
Çiğ köfte herkesin beceremeyeceği özel bir ustalık, sabır ve kol kuvveti ister.
Sinirsiz etten elde kıyılan kıymayı, bulguru ve isotu iyice karıştırmak, çiğ et kokusunu yok edip o unutulmaz lezzeti sağlamak gerçek bir beceri, sabır ve kuvvet ister. Üç-beş adet çiğ köfte yedikten sonra içiniz yandığında, havanın sıcaklığı sizi artık o kadar etkilemez.
Bir diğer köftemiz de adını duyduklarında turistlerin gülmelerine yol açan kadınbudu köfte.
Kıymanın yarısı kavrulur, yarısı çiğ kalır, haşlanmış pirinç ve yumurta ile karıştırılır. Aslında köfte dediğimiz yemek adeta uçsuz bucaksız bir derya. Nerede başlar, nerede biter belli değil.
Üstelik bir de yerel köfte çeşitlerini, içine konulan malzemeye göre değişen türlerini ele almaya kalkarsanız, bu haberin sonu gelmez...
Size en yakın köfteci nerede mi? Acele etmeyin daha yemek vaktine saatler var :)
yine aşure ayı geldi arkadaşlar... geçen yıl verdiğim aşuremin tarifi yine yayınlmak istedim... umarım beğenirsiniz....
Bir gün önceden haşlayıp, ıslayıp, sulayıp, yumuşatmanıza gerek olmadan, temel aşure malzemelerini kullanarak, senede bir kez değil, istediğiniz sıklıkla yaparak, ailenize ikram edebileceğiniz, çok lezzetli bir aşure.....
Malzemeler:(10 kişilik)
2 su bardağı aşurelik buğday
1 su bardağı kuru fasulye
1 su bardağı nohut
250 gr kuru kayısı
250 gr kuru incir
1 pk. kuş üzümü
1 pk dolmalık fıstık
1 pk tuzsuz kavrulmuş fındık
1 pk karanfil
1 ad portakal
1 ad. elma
3-4 bardak, damak zevkinize göre toz şeker
Tarçın
Yapılışı:
Aşurelik buğday, nohut ve kuru fasulye ayrı tencerelerde kaynatılır.Suyu azaldıkça sıcak su ilave edilerek kaynatılmaya devam edilir.(Nohut piştiinde kabukları çıkıyorsa, teker teker ayırmanızı tavsiye edicem, çünkü sonra o nohut kabukları aşure üzerine çıkarak görüntüyü bozuyor...) 2 saat kadar kaynayan malzemelerimiz pişince, büyük bir tencereye beraberce konarak tekrardan kaynamaya bırakılır. (Koyacağınız su miktarını söylemedim, çünkü ben koyu kıvamlı sevdiğim için, suyu azaldıkça devamlı azar azar sıcak su ekleyerek kaynatıyorum.) Kaynayan aşurenin içine, sıcak suda 10 dk kadar beklettiğimiz kuru üzümler, daha sonrada küçük küçük doğradığımız kuru kayısılar, küçük doğranmış portakal ve elma ilave edilir, biraz daha kaynatılır..
elmalar da pişince, şekeri ilave edilerek 5 dakika daha kaynatıp, karanfil, kuş üzümü ve dolmalık fıstıkları da aşureye ekleyip, ateşten alırız..(karanfilleri az bir su ile cezvede az bişey kaynatırak suyunu süzüpte koyarsanız, acılığını almış olursunuz)
Aşuremizi servis yaparken, üzerine dövülmüş ceviz ve tarçın koymanızı tavsiye ederim...
Kahve tutkunlarına iyi haber. Kahve kansere de Alzheimer'a da bire bir.
Bugüne kadar kahvenin insan sağlığı üzerindeki negatif etkileri araştırmalara konu olurken, Norveçli bilim adamları "zararlı kahve"nin yararlarını araştırdı. Çarpıntı, uykusuzluk ve selülit'in kaynağı olduğu defalarca dile getirilen kahvenin bilinmeyen yönleri ortaya çıktı. Norveçli bilim adamları kahvenin kanser riskini azalttığını ortaya koydu. Araştırma sonucuna göre, kahve bu güne kadar içinde en çok antioksidan (bağışıklık sistemini güçlendiren ve bu sayede vücudu kanser gibi tehlikeli hastalıklardan koruyan madde) barındırdığı belirtilen çay, şarap ve meyvelerden daha çok antioksidan içeriyor. Ayrıca konsantrasyonu sağlıyor, günlük yaşama uyumu kolaylaştırıyor. Portekizli bilim adamları da kahvenin beyinde sağlıklı hücre oluşumunu sağlayarak Alzheimer riskini azalttığını, "şeker"i dengelediğini belirtiyor.
Daha önce kansere karşı etkili olduğu belirlenen domatesin bir faydalarına bir yenisi eklendi.
Bilimadamları domatesin kanı daha akışkan hale getirerek damar tıkanıklığı ve daralmasını engellediğini açıkladı. Domates suyu da benzer bir etki yaratıyor.
Kalp krizinin en önemli nedenlerinden biri sayılan damarlardaki daralma ve tıkanıklığa karşı doğal bir tedavi yöntemi keşfedildi: Domates....
Vücutta bir yara açıldığı zaman kanın pıhtılaşmasını sağlayarak kan kaybını engelleyen kan pıhtısı hücreleri çok yoğun olduğu zaman damar tıkanıklığı ve daralmasına neden olabiliyor.
Bazı kişilerde de pıhtılaşmayı sağlayan ‘Platelet’ maddesi çok yoğun olarak bulunuyor, bu da damardaki kan akışını giderek zayıflatıyor ve zamanla damar tıkanıklığına neden oluyor. Yapılan araştırmalar domateste bulunan bir maddenin pıhtı hücrelerinin neden olduğu kan yoğunluğunu azalttığını ve kanı daha akışkan hale getirdiğini gösterdi.
SUYU DA YARARLI Sonuçları İngiliz Platelet dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; domatesin çekirdeğinin çevresindeki sarı sıvı işte bu etkiyi yaratıyor. Yani domates yemek ve domates suyu içmek faydalı. Üstelik domatesin kanı akışkan hale getiren ilaçlar gibi yan etkileri de yok.
BOL BOL DOMATES YİYİN Uzmanlar sigara içenlere, doğum kontrol hapı kullanan kadınlara, uzun yolculuklar yapanlara, bütün gün oturarak çalışanlara kanı akışkan hale getirmek için bol bol domates yemesini tavsiye ediyor.
Arkadaşlar bayramlarda yapılışının kolaylığı nedeniyle tercih ettiğim revani ve şekerpare tariflerini sizlerle paylaşmak istiyorum..
Umarım beğenirsiniz...
Ş E K E R P A R E
Malzemeler: 3 çay fincanı un 100 gr tereyağ veya 1 çay fincanı sıvıyağ bir paket fındık ya da tuzsuz fıstık1 çay fincanı pudra şekeri 1 fiske tuz 1 paket kabartma tozu 2 yumurta
Şurup için: 3 bardak toz şeker 3,5 bardak su 1/2 limon suyu 1/2 çay kaşığı vanilya
Yapılışı:
Önce şurubu hazırlayarak, kıvamlanan şuruba limon suyu ve vanilyayı ilave edelim. Bir taşım kaynatalım. Yağ, pudra şekeri tuz ve kabartma tozunu tahta bir kaşıkla karıştıtatak yumuşatalım. Krema haline gelen yağa, önce yumurta sonra unu yedirerek yoğurup elde ettiğimiz hamuru, nemli bir bez altında 10-15 dakika dinlendirelim. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar olarak yuvarlayip yağlanmış fırın tepsisine dizelim. Her bir şekarparenin üzerine birer adet fındık yada fıstık koyarak 180 derecelik önceden ısıtılmış fırında hafif kızarıncaya dek pişirilir (20-25 dakika)
Hazırlayıp soğuttuğumuz şurubu fırından çıkan şekerparelerin üstüne dökerek şurub tepside çektirilir (soğuk şurup, sıcak şekerpare)
Malzemeler: 4 yumurta 2 çay bardağı yoğurt 1,5 çay bardağı irmik 5 çay bardağı un 2 su bardağı şeker 2 paket vanilya 2 paket kabartma tozu Hindistan cevizi (üzerine serpmek için)
Şerbet: 3,5 su bardağı seker 3,5 su bardağı su 1/4 limon suyu
Yapılışı: Önce şerbetimizi hazırlayıp, soğumaya bırakalım.
Yumurtalar mikserle şeker ile köpürene kadar çırpalım. Yoğurt ve irmik ilave ederek çırpmaya devam edelim. Elenmiş una 2 kabartma tozunu ekleyerek bütün malzemeleri beraberce çırpalım. Küçük bir fırın tepsisini yağlayıp şeker serpistirelim. (Hamurun yapışmaması için). Hamuru tepsiye döküp 180 derece ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirelim. Pistikten sonra uzerine bir bardak soğuk su gezdirelim.
Onceden hazırlanan soğumuş şurubu revaninin üzerine dökelim. Uzerine hindistan cevizi serpelim...
kafama göre takılıyorum:)
her telden çalarım ben!! bakarsınız bir köşede mizah yazıları, öteki köşede yemek tarifleri, yalnız kalmış bir aşk şiiri ise ''hani bana köşe, hani bana köşe'' diye ağlıyor!!
zamanla dostlar herşey... birazcık zaman istediğim şey...