http://carmencafe.blogcu.com/Mediapartners-Google* carmen cafe de 1001 çeşit konu... - Blogcu




carmen cafe de 1001 çeşit konu...

24/10/2009 - Dünyanın en iyi saklanan 3 sırrı!

Dünyanın en iyi saklanan 3 sırrı!
Coca Cola, KFC ve Oliver Crowwell...

1-) COCA COLA'NIN FORMÜLÜ!

Dünyanın en çok kâr eden şirketlerinden Coca Cola'nın formülünü ölesiye saklamasından daha
doğal birşey yoktur. Birçok kola markasına rağmen hala dünyanın lideri konumundadır. İçindekileri herkes merak ediyor ama sadece bilinenlerden kabarcıklı su, yüksek oranda fruktoz mısır şurubu, kafein ve kahverengi boya maddesinin olabileceği.

KİM BİLİYOR?

Sadece dünyada 2 kişi... Söylentilere göre 2 kişide formülün yarısını biliyor ve ancak birlikteyken gerçek formül ortaya çıkıyor.

NASIL SIR OLARAK SAKLANABİLİYOR?

Formülün orjinali ve kopyaları Atlanta'daki SunTrust Bankasında tutuluyor. Bu sırrın iyi saklanması için şirket SunTrust Bankasına 48.3 milyon dolar bir pay ayırmış. Coca Cola şirketinin politikaları arasında sırrı bilen 2 kişinin aynı uçaklarda seyahat etmesi yasak. Bütün bu sırra rağmen kolanın içinde coca bitkisinden bir katkı olduğu biliniyor.

2-) KFC'NİN 11 ŞİFALI OTU VE SOSU

KFC firmasının menü sırları 1930'lu yıllarında benzin istasyonu işleten Harland Sanders'ın
müşterilerine sattığı tavuklardan geliyor. Kentucky Corbin'den çıkan bir başarı hikayesi. 1936'da savaş sırasında askere katılmamasına rağmen başarılarından dolayı eyaletinden madalya bile almış. Bu alandaki başarılarını devam ettiren Sanders bir restoran zinciri kurmaya başlar ama asıl şirketin en büyük kozlarından biri 11 şifalı ot ve özel sosları olur.

Kim biliyor?

Coca Cola firmasında olduğu gibi sadece 2 yönetici bu sırrı biliyor.

Nasıl sır olarak saklanabiliyor?

KFC'nin ana şirket binasında sır saklanıyor. Görevimiz Tehlike'den Tom Cruise gelse bu formülü alamayabilir çünkü çok iyi bir şekilde korunuyor. Ana üssteki güvenlik şefinin açıklamarına göre, sırrın korunduğu yerin tanımı şöyle: "2 metre kalınlığında duvarları olan bir oda, heryeri kameralarla dolu, 7/24 silahlı görevliler hazırda tutuluyor, 2 farklı anahtarı, 2 farklı PİN şifresi" Evet bunlar bir tavuk için yapılıyor ama dünyanın en çok tavuk satan firması olduğu düşünülünce garip kaçmıyor.

3-) OLIVER CROMWELL'İN KAFASININ OLDUĞU YER

Oliver Cromwell 1600'lü yıllarda İngiltere'de monarşik yapıyı tek başına sona erdiren önemli
isimlerden biri. Cromwell'in doğal nedenlerden dolayı ölümünden sonra monarşik yapı tekrar kurulmuştur. Kral II. Charles'ın emriyle mezarı kazılarak ölü olan Cromwell'in tekrar öldürülmesi emri gelmiştir. Cesedini 12 saat ipte asılı tutan Kral Charles Cromwell'in başını kestirtmişti. Daha sonra Cromwell'in kellesi müze tarafından devralındı daha sonra ise bir koleksiyoncuya satıldı. Kellenin son sahibi 1957 yılında ölünce oğlu kelleyi saklamak istemedi ve gömmek için uygun bir yer aradı. Başı gömmek için 3 yıl yer arayan aile sonunda bunu gerçekleştirebildi. Şuan ise 2 kişi kellenin yerini biliyor.

Kim biliyor?

Cambridge Üniversitesi'nden 2 profesör.

Nasıl sır olarak saklanabiliyor?

Mezarın üstünde bir işaret yok ama yakınlarında mezarın yönünü gösteren bir işaret var. Bu sır sadece profesörlerden profesörlere aktarılabiliyor.

WWW.gazetevatan.com


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - kur'an ayetleri bebeğin vucudunda beliriyor! mucize mi!

Bilimin açıklayamadığı bebek
 
Rusya'nın Dağıstan Bölgesi'nde bulunan Mahaçkale'de yaşayan bir ailenin daha bir yaşına bile gelmemiş bebeğinin vücudunda ortaya çıkan Arapça yazılar ülkedeki günün en çok konuşulan konuları arasına girdi


Doğduktan iki gün sonra bebeğin vücudunda yazıların ortaya çıkmaya başladığını söyleyen anne ve babası ortaya çıkışında bebeğe oldukça acı veren yazıların kendilerini şok ettiğini açıkladı. 

Genellikle Pazartesi ve Cuma günleri farklı yazıların ortaya çıktığı belirtilen bebekte son çıkan yazıda ise; "İşaretlerimi insanlara gösteriniz" yazdığı tespit edildi. Doktorlar durumun görülmemiş bir vaka olduğunu belirtirken, bilimsel bir açıklamasının da bulunmadığını söylediler.

Dağıstan'da doğan bir erkek bebeğin vücudunda Kur'an-ı Kerim'den ayetlerin belirlediği iddia ediliyor. Rus televizyonları Vesti 24, Beşinci Kanal, Zvezda ve birçok internet sitesinde yer alan haber, ülkede tartışma konusu oldu.

İlk olarak 'Russia.Ru' web-sitesi tarafından yayınlanan haberde, Dağıstan'a bağlı Krasno-Oktyabrsk köyünde doğan bir çocuğun vücudunun farklı kısımlarında Kur'an-ı Kerim'den ayetlerin belirdiği iddia edildi.

İddiaya göre, Yakubov ailenin ikinci erkek çocuğu olan Ali'nin vücudunun çeşitli kısımlarında Kur'an-ı Kerim'den ayetler ve dini yazılar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ailenin henüz dokuz ayını doldurmamış minik Ali'nin bu durumunu kimseye anlatmak istemediği, ancak "Yazıları insanlara gösterin" yazısı belirince ailenin olayı başkalarına anlattığı illeri sürülüyor.

Hamileliği döneminde çok sayıda din içerikli rüya gördüğünü iddia eden Ali'nin annesi Madina Yakubova, yazıların çocuğun doğumundan itibaren sürekli ortaya çıktığını söylüyor. Anne Yakubova, " İlk önce Allah'ın adı yazıldı. Daha sonra Ramazan'ın başlangıcıyla vücutta Kur'an-ı Kerim'den ayetler belirlemeye başladı. Yazılar çıkmaya başladığı anda çocuk ağlayıp sızlıyor." dedi . Yakubova yazıların çıktığı zamanlarda çocuğun geceleri uyumadığını ve ateşinin 40 dereceye kadar yükseldiğini anlattı.

Sağlık görevlisi Saida Rasulova ise olayı tıbbi açıdan açıklayamadıklarını söylüyor. Rasulova, ilk gördüklerinde yazıları ben ya da alerjik bir durum sandıklarını ifade etti.

Yazının çocuğun vücudunda üç gün durduğunu, ardından silindiğini anlatan Merkez Camisi imamı Abdullah, çocukta belirlenen en son yazının "Allah her şeyin yaratıcısıdır." şeklinde olduğunu illeri sürdü.



(CİHAN)
 



Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/10/2009 - lilith

Ve başlangıçta Havva'dan önce Lilith vardı. Adem'in ilk karısı. Gizemli ve baştan çıkarıcı. Kanatları Dosya:Collier-Lilith.jpgolan ateşli, tahrik edici karaktere sahip olan bir yaratık. Bir tanrıça mı? Bir şeytan mı? Yoksa onu takip edemeyen kaba toprak parçası Adem'in kendisine müdahale etmesinden hoşlanmayan bir kadın mı sadece? Kaynaklar onun hakkında neler söylüyor? Geçmiş ve gelecekte, Lilith hakkında bu kadar ilgi çekici olan şey nedir ki; çoğu zaman sevilmeyen, lanetlenmiş, zaman zaman Havva tarafından yeri doldurulan ve bazı zamanlar ise Tanrı'nın sağında oturan bu kadın popülerliğini yitirmiyor.

Lilit: Işığın bir meleği mi?
İsa'nın dişisi mi?
İlk kadın Şaman mı?
Neden Musevi Hıristiyan erkek fantezileri tarafından rahat bırakılmıyor?







LİLİTH
İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başlıyor, öyle mi? Eski bir yahudi efsanesine göre, bu öykü Adem'le Havaa'dan öncesine uzanıyor. Yani Adem'in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyuncagizlice aramızda dolaşıp, her kadın-erkek tartışmasında kendini gösterse de onu çok az tanıyoruz.
Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith'i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu iki insan çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Günümüz çiftlerinin sorunlarından farklı değildir. Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkar. Özellikle cinsel ilişki sırasında Adem'in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith'i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek konusunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalrının zor olacağına karar verip Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith'in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve onlardan çocuklar doğurur.
Dosya:Lilitu.jpgBu arada cennette yalnız kalan Adem, Tanrı'ya dua ederek Lilith'i geri ister. Tanrı, Sanvai, Sansanvai ve Semangelof isimli üç meleği geri çağırmak üzere Lilith'e gönderir. Meleklere, dönmediği takdirde her gün yüz çocuğunun öldürüleceğini emreder. Ama, o kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Ve tehdit yerine getirilir...
Lilith, duyduğu acıylabundan sonra, bütün hamile ve doğum yapmış kadınların, bebeklerin başdüşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocukların doğduktan sonra ilk sekiz gün, kız çocukların ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınlarında bu üç meleğin ismi ya da şekli bulunanlara dokunulmayacaktır. Lilith artık kötüler tarafına geçmiştir.
Bunun üzerine Tanrı Adem'in kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır. Bu yeni kadın, Adem'den bir parça olduğu için, ona karşı çıkmayacaktır.

Aslında Lilith ahkkında pek çok efsane ve öykü var. Örneğin Talmud'da (Tevrat'ın başta yazılı olmayıp, sonradan yazılı hale getirilen ikinci bölümü) ondan dişi bir şeytan olarak söz edilir. Bu rolüyle bir hayalet gibi yüzyıllarca tarih sayfalarında dolaşır. Kadın ve çocukları hedef alır, erkekleri baştan çıkararak onlara zarar verir. Yaptıkları bunlarla sınırlı değildir. Bir hayalet gibi kadınların beynine girip, erkeklerle eşit haklara sahip olma savaşını günümüze kadar sürdürür. Bazı efsanelerde de cadı suretinde çıkar karşımıza. Lilith'e hepsi birbirinden farklı, ancak hepsi de kötü yakıştırmalarınniye yapıldığını anlayabilmek için geriye dönüp, dinler tarihine ve efsanelere bir göz atmak gerekiyor.
Lilith'in geçmişi tektanrılı dinlerden çok daha önceye, eski Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanıyor. Genellikle Sümer ve Bebil mitolojisindeki rüzgar tanrıçası Lilitu ile ilişkilendiriliyor. Lil, fırtına ya da rüzgar anlamına geliyor.

Lilith, Adam and Eve


Bir babil metninde ise, büyük tanrıça İştar'ın tapınak fahişesidir. İştar, eski doğu dinlerinde şevhetli aşkın, tutkunun ve baştan çıkarıcılığın tanrıçası kabul ediliyordu. Bu özellikleri nedeniyle, fahişelerin, özellikle de kült olan tağınak fahişelerinin koruyucu tanrıçasıydı.
Tapınak fahişeliği meşru bir işti. Herodot'un bize ulaşan yazılarında, Babil'de her genç kızın bir kez yabancı bir erkekle cinsel ilişkiye girmek zorunda olduğu biliniyor. Ancak, bu tapınak fahişeliği kesinlikle küçük düşürücü bir iş değildi. Babillilerin yabancı erkekleri tanrı olarak gördüğü sanılıyor. Kendilerini onlara teslim eden genç kızlar, simgesel olarak tanrılarıneşi haline geliyor ve kutsallaşıyorlardı.
Lilith'e bazı özellikler Babil'in kötü tanrıçası (belki de dişi şeytanı demek gerek) Lamatsu'da da görülüyor. Lamatsu halk arasında albastı ya da lağusa hastalığı olarak bilinen rahatsızlığın ortaya çıkmasını sağlıyor, hamilelere zarar verip yeni doğan bebekleri öldürmeye çalışıyordu. Lilith'in özellikleri Lamatsu'ya aktarılmış olabilir miydi? Yoksa tersi mi yapılmıştı?
Lilith'in Yahudi efsanelerinde ne zaman boy gösterdiği bilinmiyor. Çünkü tanrılar ve efsaneler, doğu kültürlerinin birçoğunda ortaktı ya da büyük benzerlikler taşıyordu. Yine de her koşulda, Yahudilerin şeytanla ilgili inanışlarında önemli bir yere sahipti. Erkeklerin aklını başından alan bir şeytan olarak görülüyor ve ondan çok korkuluyordu.
Bu konuda en eski kaynak olan Tevrat'a bir göz atıyoruz. Ancak Tevrat'ta bir tutarsızlık göze çarpıyor. Kutsal kitabın bir yerinde "Ve Allah insanı kendi suretiyle yarattı ve onları erkek ve dişi olarak yarattı." deniliyor. Ancak ilerleyen baplarda daha farklı anlatılıyor: Tanrı doğuda Aden'de bir bahçe yapıyor. Adem'i oraya koyuyorve yalnız kalmasın diye kaburgasından kadını yaratıyor. Talmud'a göre Adem'le aynı anda yaratılan kadının adı Lilith'tir. Çünkü başka türlükutsal kitaptaki bu tutarsızlığı açıklamak mümkün değildir.
Adem'il ilk eşi Lilith'e daha sonra 9. ya da 10. yüzyıllara ait "Ben Sira Alfabesi"nde rastlıyoruz. Metnin ana kahramanı, M.Ö. 600'lü yıllarda yaşadığı sanılan Ben Sira. Yazarın kim olduğu bilinmiyor. Bu el yazmasına göre Tantı topraktan Adem ve Lilith'i yaratmıştı. İlgili bölüm şöyle devam ediyor: "Kısa bir süre sonra birbiriyle kavga etmeye başlarlar. Adem'e şöyle der: Ben altta yatmak istemiyorum. Ama Adem: Ben altta değil, üstte yatmak istiyorum, çünkü sen altta yatacak kişi olarakbelirlendin. Lilith ona: İkimiz de aynı haklara sahibiz, çünkü ikimiz de topraktan yaratıldık. Ama ikisi de birbirini dinlemez." Bunun üzerine Lilith gökyüzüne yükselerek kaybolur. Üç meleğin Lilith'i geriye dönmeye ikna çabaları işe yaramayınca, Tanrı, Adem için bu kez Havva'yı yaratır.lilith
Bir başka bölümde de Lilith üç meleğe şöyle der: "Ben çocuklara zarar vermek üzere yaratıldım, doğumdan sonraki ilk sekiz gün içinde erkek çocuklarına, yirmi gün içinde de kız çocuklarına. (Ama) Yemin ederim: Sizi ya da görüntünüzü bir muska ya da tılsım üstünde görürüsem, o çocuğa hiçbir zarar vermeyeceğim." O günden bu yana çeşitli kültürlerde, yeni doğan çocukların kötü kalpli Lilith'e karşı korunması için özel tılsımlar kullanılmaya başladı. Lilith'in halk inanışlarında varlığınu yıllarca korumasının ve bir gün gelip de bir şekilde cadılarla ilişkilendirilmesinin nedeni de budur.
Lilith efsanesi Ortaçağ'ın başlangıcında, Yahudilerin ezoterik yazması Kabala'da da (Yahudi ruhbanlarının, asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Kutsal Kitap'ın "gizli anlamları" ile ilgilenen bir tür okültizm -gizlicilik- ve mistisizm) yer almaş. Burada erkekleri baştan çıkaran ve uğursuzluk getiren dişi şeytan olarak tarif ediliyor: "Her türlü süs malzemesiyle süslenip cilveli bir kadına dönüşüyor. Onun süsü, gül gibi kırmızı saçları. Sözleri yağ gibi yumuşak, dudakları dünyadaki her şeyden daha tatlı. Ona yönelen ve (afrodizyak olarak yılan zehriyle karıştırılmış) şaraptan içen aptallar onunla zina yaparlar." Ama sonra uyandıklarında onları öldürürü ve cehennemin tam ortasına atar. Aslında onun niyeti sadece erkekleri baştan çıkarıp çok sayıda çocuk doğurmaktır.
Kabalacılar için Lilith temiz olmayan, fahişe bi kadını simgeliyor. Kabala'daki bir paragrafta, ayrıldıktan sonra Adem'i yeniden baştan çıkardığı yazıyor. İşlediği bu günahtan sonra Adem, 130 yıl cinsel pehrizli yaşar. Adem, böyle bir şeyin tekrar başına gelmemesi için, kendini dikenlerle korumaya çalışır. Ancak uyurken Lilith Adem'in üstüne çıkar ve onu uyararak boşalmasını sağlar. Lilith, bunun ardından "insanlığa ceza" olarak adlandırılan yaratıkları dünyaya getirir. Kabala'nın bir başka yerinde de şöyle yazıyor: "Lilith en sonunda oarda burada dolaşarak insanoğullarına sarkıntılık eder ve kendi kendilerini kirletmelerini sağlar." Bunun ardından adı "tohum hırsızı"na çıkar.
Kuşkusuz Havva'nın işlediği "günah"tan da o sorumludur. Kabalacıların ana eserinden Zohar'da (İhtişam Kitabı ya da Işık Kitabı) yer alan efsaneye göre adet döneminde olduğu halde, Adem'le birlikte olma konusunda Havva'yı kandıran o yılan ve fahişe Lilith'ti.
Lilith'le daha sonra Flistinliler aracılığıyla Yunanlılar da tanıştı. Onu, hayaletler ve diğer hayali görüntüleri yöneten tanrıça Hekate'nin kişiliğiylr birleştirdiler. Bu konu Geç Antikçağ'da Yahudi olmayan gnostik akım yandaşlarının da ilgisini çekti. Onlar tarafından yazıya aktarılan bir efsanede, Lilith'in İsrailli peygamber İlyas'ı nasıl baştan çıkardığı anlatılıyor. Lilith ona şöyle der: "Senden çocuklarım var." Ve o yanıt verir: "Benden nasıl çocukların olabilir, ben bir aziz gibi yaşıyorum." Lilith der ki: "Evet, ama uykunda, rüyalarında sık sık boşaltıldın. Tohumlarını alarak hamile kaldım." Bu metin M.S. 4. yüzyıla ait. Lilith, özellikle bu tarihten sonra hep aynı motifle işlenir. O bir "tohum hırsızı"dır.
Lilith efsaneleri, Hıristiyanlık dünyasıyla tanıştıktan sonra, batılıların hayal gücünü harekete geçirdi. Özellikle Kabalacı yazılarının araştırılmasıyla, Lilith bütün dünyada tanınır hale geldi. "Kötü kalpli Lilith" her yerde ilgi gördü. Çünkü o, normalde açıklanması ya da kavranması mümkün olmayan şeyleri rahatlıkla üstlenebilecek bir kişilikti. Bu özelliği, onun "cadılar"la özdeşleştirilmesi için gereken köprüyü oluşturuyordu.
Ortaçağ'ın sonlarına doğru başlayan ve inanılmaz bir toplumsal histeriye neden olan cadı ve büyücü furyasıyla birlikte, Lilith'in adı da sık sık anılmaya başladı. Ayrıca o, kadınları baştan çıkarma konusunda Şeytan'ın en büyük yardımcısıydı. Artık, kötü amaçlı kullandığı güzelliği ve baştan çıkarıcılığı ön plana çıkıyordu. İnsanlar bir yandan büyü ve tılsımlarla ondan korunmaya çalışırken, diğer yandan kendilerini onun büyüsünden kurtaramıyorlardı. Böylece 19. yüzyıla gelindiğinde Lilith ressamlar ve edebiyatçılar için sevilen bir motif oldu. Artık dini kimliğinden yavaş yavaş kurtuluyordu. İngiliz ressam Dante Gabriel Rossetti'nin yaptığı "Lady Lilith" tablosunda bu cadı, Victoria Dönemi'nin güzellik anlayışına uygun olarak tasarlanmış ve gösterişli dekoltesiyle uzun kızıl saçlı, biraz dolgun, etli dudaklarla resmedilmiş.
Edebiyat dünyasına da girince, şeytan kadın kimliği tamamen kayboldu. Artık ona korku ve nefretle bakılmıyor, hatta sempatik bile bulunuyordu. Her ne kadar şurada ya da burada, nahif ruhlu insanlar dikkatli olmak adına tılsımlarına güvenmeye devam etseler de, aydın fikirliler kötü kalpli şeytan kadın tiplemesini raflardaki tozlu dosyalara kaldırmışlardı. Hoşa giden ve benimsenen, onun baştan çıkarıcı özelliği değildi. Lilith'in Adem'in ilk eşi olduğunu anlatan efsaneye odaklanılmıştı. Çünkü bu öykü, insanlık tarihinin başlangıcından bugüne uzanan bir tartışmayı başlatmıştı. Özellikle son yüzyıldır iyice kesinleşen bir tartışmaydı bı: eşitlik, daha doğrusu kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik sorunu.
Psikanaliz uzmanı ve araştırmacı Siemund Hurwitz, "Adem ile Lilirh arasındaki güç savaşı"nı, asırlarca süren ve babaerkil sistemdeki erkeğin konumu ile kadınların eşit haklara sahip olma talebini temel alan cinsiyetlerarasi savaşın aynadaki görüntüsü olaran değerlendiriliyor.
Aslında ne Antikçağ, ne Ortaçağ ne de onu izleyen yüzyıllarda bu sorun çok önemsenmedi. Cinsiyetler arasındaki ilişkiyi karşılaştırmaya gerek yoktu: Kadın erkeğin egemenliği altında olmakzorundaydı. Havari Aziz Paulus, "Erkek kadından değil, kadın erkekten yaratılmıştır. Erkek kadının isteklerini değil, kadın erkeğin isteklerini yerine getirmek üzere yaratıldı." demişti. Ne de olsa kadın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmıştı. Bu bakış açısı, kadının yüzlerce yıllık toplmsal konumunu belirleyen ana etkendi.
Kadın, dört büyük dinde de "günah kazanı" olarak görüldü. Bunun nedeni Havva'ya kadar uzanıyor. Yasak meyveyi her ikisi de yemesine rağmen, işlenen günahtaki suçluluk payı eşit değildi: Kandırılan Adem değil, Havva'ydı. Çünkü, yılanın sözüne inanmıştı. Adem kuşkusuz inanmamıştı, ancak biricik eşi ile ilişkilerini tehlikeye atmak istememişti sadece. Söz konusu bir günah olsa dahi, günahkar ve suçlu olan kadındı. Şeytanla işbirliği yapması ve cadılıkla suçlanabilmesi için önemli nedenlerdi bunlar.
Bu dayanaklardan güç alan erkekler, kadınların kişiliğini adeta baskı altına aldılar ve onları kendilerine ait bir mal gibi gördüler. Geçen yüzyıl içinde yoğunlaşan kadın direnişi buna karşı çıktı. Eşit haklar ve özgürlük için savaşan Lilith'i de kendilerine simgesel figür olarak seçtiler. Lilith'in savaşını başarıyla sona erdirememesi onaları yıldırmıyor. Lilith efsanesi, arzuladıkları toplumsal konuma ulaşmak için onları biraz daha kamçılıyor...
Lilith İbranice'de "geceye ait olan" anlamına geliyor. Adından da anlşılacağı üzere, çağlar boyu kadınalara yakıştırılabilecek bütün olumsuz özelliklerin taşıyıcısı olmuş: Baştan çıkarıcı, fahişe, cadı, vampir, cinlerin başı, gece canavarı onun ünvanlarından bazıları. Saf, edilgen cinselliği ancak yasak meyveyi tadınca öğrenen Havva'nın tersine, başından itibaren gücünün ve cinselliğinin bilincindedir ve yeri gelince kullanmaktan da çekinmez.
Kendi başına buyruk, zapt edilemez, denetlenemez olduğundan, özellikle tektanrılı din adamlarının sürekli abskı altına almaya çalıştıkları bir kadın örneği, erkeğin kadına ve cinselliğe dutduğu korkunun bir simgesi aslında. Dolayısıyla ölümlü insanların arasında yeri yoktur. Yeri bilinmeyen, açıklanmayan kötülüklerin geldiği karanlık güçlerin dünyasıdır.
İyi ile kötüyü ayırt etmeyi sağlayan ağacın yasak meyvesinden yemediği için ölümsüz kalmış, cennetin yakınlarındaki bir dağ geçidinde şeytanlarla birleşerek Şeytan'dan "Lilim" adı verilen çocuklar doğurmuştur. Tevrat'ta şöylr yazıyor: "Ve çölün vahşi hayvanları ile kurtlar buluşacak; evet, gece canavarı orada yerleşecek ve kendisi için istirahat yeri bulacak..."
Sembolik hayvanı baykuştur. Tablo ve heykellerinde, genellikle ay şeklinde taçla tasarlanmıştır.
Yahudi kadınlar, eşlerinin bu şeytan kadına kapılmamaları için yatak odalarının duvarlarına bir daire içinde "Adem ile Havva buyursunlar içeri, girmesin kapıdan 11 (LILITH-Lilith)" yazıyorlardı. Nümerolojiyle uğraşanlar 11'i kötülükle yüklü olduğu için korkunç bir sayı olarak kabul ediyorlar. Kabalacılara göre bu sayı, iyi ve güzel olan ne varsa tam tersini temsil ediyor. Günah yüklü, zarar verici ve mükemmel olmayı reddetmiş bir sayıdır bu.
Modern çağlarda Lilith feminizmin simgesi haline geldi. Bu isimde dergiler çıktı, kafeler açıldı, sadece kadın müzisyenlerin katıldığı "Lilith Fair" adlı gezici müzik festivalleri düzenlendi, "ideal kadın" olarak tanımlanan Havva gibi olmak istemeyen kadınlar, tepkilerini dile getirmek için kız çocuklarına Lilith adını verdiler.


ALINTIDIR



Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/9/2009 - DNA SIZ YARATIK ÇÖZÜMLENİYOR!!

Yaratığın sırrı çözüldü!

Bu yaratık dünyayı şaşkına uğrattı. Dünyada yaşayan hiçbir şeye benzemiyordu. İspanyol BİLİMADAMI sırrı çözdü...



Yaratığı 2007'de Meksikalı bir çiftçi buldu. Çiftçi, onu gördüğünde büyük korukya kapıdı. Hemen oracıkta bulduğu bir su birikintisine atıp boğuverdi. Sonra da incelenmesi için yetkilere götürdü. Uzmanlar yaratığın DNA'sını bulamadılar. Bilimadamlarının çoğuna göre bu yaratık türü bulunmamış bir hayvana aitti. 

Sonunda İspanyol bilimadamı yaratığın DNA'sını çözdü. Ona göre yaratık kesinlikle hayvan değil, yüzde 99,99  dünya dışı bir varlık... 

Sirius UFO  Araştırma Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan SABA TÜMER'in CNN TÜRK'te yayınlanan programına katıldı ve Metepec yaratığıyla ilgili son gelişmeleri anlattı.

YARATIK SUDA SAATLERCE ÖLMÜYOR

"Bu yaratık Meksika 'nın Metepec bölgesinde ele geçirildi.Bir çiftçi bunu buluyor ve korkuyor ve öldürüyor" diyen Akdoğan yaratığın öldürülme hikayesinin de ilginç olduğunu söyledi: " Öldürmesi de çok enteresan. Varlığı suda saatlerce tutuyor. Normalde solungaçları olmayan bir varlık suda yaşayamaz ama bu yaratık suda birkaç saat yaşabiliyor ve sonra ölüyor.

DNA'SI ÇÖZÜLDÜFare kapanına yakalanan yaratığın büyüklüğünün 15-20 santimetre olduğunu söyleyen Akdoğan hücrelerinde nükleosit olduğunu, yani kesinlikle bir DNA'ya sahip olduğunu belirtti.

Yaratığın DNA'sının da bulunduğunu izleyicilere şu sözlerle aktardı: "ilk başta DNA için Meksika Devlet üniversitesine, ardından Kanada Devlet üniversitesine parça gönderildi. İkisi de DNA'sını bulamadık dedi. Sonunda İspanya'nın en önemli bilim adamı Hose Antonio DNA'ya ulaştı. Sonuç bir 'homosapiens'e ait. Yani bir insanımsı yaratık... Bunun bir hayvan değil. Zeki bir varlığa ait olduğu kanıtlandı."

YÜZDE 99,99 UZAYLI

Akdoğan yaratıkla ilgili şu bilgilere verdi: "Göz yapısı ve kulakları incelendi. Müthiş bir duyma yeteneği var. Bizim duyacağımız frekansların çok üstünde frekansları duyuyor. Ben Antonio'ya sordum daha sonra "nedir bu?" diye. "Yüzde 99,99 dünya dışı bir varlık" dedi. Şimdi ikinci testi yapacaklar. Kasım ortasında da bir basın toplantısı yapacaklar."

BÖLGEDE UFOLAR SIKÇA GÖRÜLÜYOR

Akdoğan yaratığın uzaylı olduğuna kendisinin de inandığını çünkü o bölgenin yoğun UFO ziyaretine maruz kaldığını da belirtti.

ÇİFTÇİ ERİMİŞ HALDE BULUNDU
Peki onu bulan çiftçiye ne oldu. Bu sorunun cevabını da Akdoğan şöyle verdi: "Çiftçi de ilginç bir şekilde ölü bulunuyor. Otobanın kenarında arabası park edilmiş ve yanmış bir şekilde ölü bulunuyor. Ama normal bir yanma değil, metali eritecek kadar bir sıcağa maruz kalmış."

Kaynak: İNTERNETHABER


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2009 - esrarengiz ica taşları!!

Peru'daki Esrarengiz ICA Taşları

Dünyadaki çözülmeyi bekleyen en büyük bilmecelerden biri, ica taşları olarak bilinen ,Colomb öncesine ait yaklaşık 15.000 adet üzerinde gravürler bulunan bir taş kütüphanesidir.

Bu taşlar bir çöl ehri olan Peru’ daki İca şehri yakınlarındaki bir mağarada bulunmuşlardır. İca başkent Lima’ dan 300 km. Uzaklıkta bulunmaktadır.60’ lı yıllarda bir çiftçi Nasca çizgilerinden çok uzakta olmayan bir yerde bir mağarada taşlardan oluşan bir tepe bulduğunu açıklamıştı.Bazıları ise gömülü haldeydi.Çiftçi ilk önce cebinde bir kaç taşla gelmişti.Ancak bir yığın taşla tekrar geri gelmesi pekde uzun sürmedi.Bir zaman taşları turistlere satarak iyi para kazandı.

Artık çiftçiyi tanımayan yoktu.Kısa zamanda bir arkeolog ordusu bu mağaraya geldi.

Bu arada taşlarla Peru hükümetide ilgilenmeye başladı.Ve Peru’nun yağmacılarla dolu ikinci bir Mısır olmasını istemediler.Çiftçiyle ne tür bir anlaşma yapıldığını kimse bilmiyor ancak, tutuklanmasından ve hapis cezası almasından sonra birden bire sattığı o taşların sahte olduğunu ve onları kendisinin yaptığını belirtti.Bu işi turistlerden para yürütmek için yaptığını ve işlerin buraya kadar varacağını tahmin edemediğini söyledi.ein Bild

1966 yılında Dr. Javier Cabrera, doğum gününde üzerinde çizimler bulunan küçük bir taş hediye aldı.Çizimler ona eski geldi,çünkü taşın üzerinde ilkel bir balık çizimi vardı.

Dr. Cabrera çiftçinin en iyi müşterisi olmuştu bu arada. Daha sonra Dr. Cabrera çiftçiyle konuşmaya gitti ve çizimleri nasıl yaptığına ait bir çok soru sordu.Ve bir çok çelişkili cevap aldı.Adam ein Bildçizimleri kendisinin yaptığını ısrarla söylüyor,ancak bunun ömür boyu hapiste tıkılı kalmaktan korktuğu için söylediği belliydi.

Doktor çiftçiden birkaç bin adet taş satın almıştı.Ve bu taşlardan daha kaç tane olduğunu öğrenmek istiyordu.Sanki çiftçi her hafta daha çok taş yapıyordu.Cabrera çiftçi tarafından uyutulduğuna inanmaya başlamıştı.Yani çiftçi taşları kendisi yapıyordu.Çiftçi taşları nasıl imal ettiğini anlatmayı reddediyordu.Doktor bir hesap yaptı.Buna göre çiftçi hergün en az 1 taş hazırlarsa bütün taşları hazırlaması 40 yıl sürecekti.Bu imkansızdı.Dr. Cabrera taşların üzerindeki resimler hakkında cevaplara ulaşmak için hemen işe koyuldu.

Taşlar bir çok değişik boyutlardaydı.Bazıları avuç içine sığacak kadar küçük, bazıları ise bir köpek kadar büyüktü.Taşlardaki çizimler kesintiye uğramadan çizilmişlerdi.Yani sanatçı elini kaldırmadan çizmişti.Gravürler taşın orjinal renginden daha açık renkteydiler.Fakat oyuklardaki renkler daha koyuydu.Buda gösteriyor ki taşlar uzun zaman önce kazınmışlardı.Taşlar andesit içermekle birlikte griden siyaha değişen renlerde volkanik özelliklerde gösteriyordu.Bunun yanında çok sert olan bu taş türünü ilkel aletlerle kazımak çok zordur.Almanya’daki bir labaratuar taşlardaki oyukları (kazınan yerleri) inceleyerek ,kazıma işleminin eski bir zamanda yapılmış olduğu sonucuna vardı.Ayrıca taşların bulunduğu bölgede milyonlarca yıl öncesine ait fosil ve kemik kalıntılarına rastlandı.

ein BildKil çamurundan yapılma eserleri içinde barındırdıkları organik artıklardan dolayı tarihlendirmek kolaydır ama bu eski taşlar organik madde içermedikleri için tarihlendirilmesi çok zordur. Klasik karbon metodu cisimdeki organik maddeler( bir zamanlar yaşamış olan canlılar) esasına dayanarak bir tarihlendirme yapabilmektedir.Taşın üzerindeki koruyucu siyah tabaka bakterilerden meydana gelmiştir.İyi bir koruyucu tabakanın bu şekline gelmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyor.Kazıma işlemi sırasında bu tabakada kazınmış ve gerçek taşın görünmesine yol açmıştı.Fakat kazınan yerlerde tekrar siyah bir tabaka meydana gelmeye başlamış.Buda gösteriyorki kazıma işlemi çok uzun zaman önce yapılmış.
Dr. Cabberas’ın taşlardan oluşan kütüphanesi insan melez ırklarına ait kalıntılar,eski hayvan türleri,kayıp uygarlıklarla ve dünya felaketleriyle ilgili ilgilidir..

Bunlar arasında inkalardan kalmış kasklı insan figürleri, kalp ve beyin naklini gösteren gravürlerde vardır.Bazı taşlar hayatı uzatmak ile ilgili genetik kodlarda içermektedir.Kan damarlarının ince hortumlarla betimlenip , doğal enerjiyi üretme ve hücre bölünmesinin tasviride bulunmaktadır.Ayrıca 4 seriden oluşan taşlar üzerinde eski mitleri anlatır gibi ve bilinmeyen anakaralar ( kıtalar ) barındırmaktadır.(altta)

ein Bild

Eğer eski batık kıtalar teorisini desteklemek istersek ,araştırmacı ve yazar James Churchward’ın kutsal bir Tibet tabletinde yazılı olan bilinmeyen 2 kıtayıda örnek gösterebiliriz.Kitabının ismi “ KAYIP KITA MU” ve konusu bir zamanlar hint okyonusunda bulunan bir kıtadır.Bu bölge ayrıca kayıp kıta atlantisin eski kitabelerde bahsedildiği yerdir.

Kaşif William Niven Yucatan’da bulduğu bir kabartmada Atlantik ve Hint Okyonusunda bulunan dev kara parçalarına raslamıştı.Bunlar Atlantis ve Lemurya olabilirlermi?

Bu gravürde bir sezeryanla doğum anlatılıyor.Uyuşturmak içinde akupunktur ein Bildkullanılmış.

Bilimadamları Amerika, Asya ve Afrikanın önceleri bugünkü şekillerinden çok daha farklı olduğu görüşünde hemfikirdirler.Çünkü kıtalar yerdeğiştirmektedirler.Jeologların yardımıyla Dr. Cabrera , Taşlar üzerinde çizilmiş olan kara parçalarının dünyamızın milyonlarca yıl önceki halini gösterdiğini teyit etti.

Dr. Cabrera şu sonuca vardı; Gerek zaman, gerek ustalık, gerekse bilgi bakımından taşlardaki bu çizimleri o çiftçinin yapmasına imkan yoktu.11.000 taş satın aldıktan sonra Dr. Cabrera , çiftçinin güvendiği bir arkadaşı olmuştu.Ayrıca çiftçinin, turistleri aldattığını kabul eden bir kağıdı imzalaması karşılığı hapisten çıktığınıda öğrendi.Aksi halde devlet arazisindeki şeyleri satmaktan ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilirdi.

Dr. Cabrera jeologlarla birlikte taşların üzerindeki garip haritaları incelemeye koyuldu.Bazı köşeler ve kara parçaları tanıdık gibi geliyordu ancak aralarındaki okyanus kısımları garip derecede bugünkünden farklıydı.Bilgisayar analizleri sonucunda jeologlar,bu haritaların, gezegenimizin günümüzden 13 milyon yıl öncesini gösterdikleri sonucuna vardılar.

Peru her zaman garip bir ruhsal güce ve her şeyi bilmek isteyen kültürlere sahip olmuştur.Hatta gezegenimizi ziyaret ettikleri iddia edilen “eski astronotlara” ev sahipliği yapmıştır.Peru’nun büyük bir bölümü yüksek bir elektromanyetik alan üzerinde bulunmaktadır.

Ufo gözlemleri Peru halkı için gayet sık rastlanan ve normal bir olaydır.Hatta bazıları ise Dünya dışı canlılarla irtibat halinde olduklarını iddia etmektedirler.
Bazılarına göre Machu Picchu Ufolar için bir iniş yeridir.

ein Bild

Machu Picchu

Ica taşları aynen Nasca çizimleri bir sır olarak kalmaya devam etmektedir.Bu bölge yüksek elektromanyetik enerjiye sahiptir.Bu yüzden bir uzay üssü olarak kullanıldığı iddia edilmektedir.Bölge yüksek miktarda demir içerdiği için böyle bir enerjiye sahiptir.

İca taşlarını kim yaptı? Göstergeler birazda dünyadışını gösteriyor.Fakat bu konu çözülemeyen sırlar kervanında yol almaya devam edecek gibi.

ein Bild

Bazı taşlar inanılmaz.Mesela yukarıdaki gibi.Burada bir beyin ameliyatı anlatılıyor.Kafatasındaki kesik açıkça görülüyor.

ein Bild

Taşların neredeyse üçte biri dnozorlarla ilgili.(soldaki Allosaurus, sağdaki Triceratops)Hatta bazıları görünüşe göre evcilleştirilmiş.

ein Bild

Ancak 1992 yılında keşfedilen Diplodocus türü dinozor binlerce yıl önce nasıl resimlenebiliyor ?

ein Bild

İki kişi teleskopla gökyüzüne bakıyor.Bir kuyruklu yıldız göze çarpıyor.Diğer ein Bildyıldızlarda var tabiki.Sağdaki resim taşın üstten görünüşüdür.

ein Bild

Dinozor ve insan.Soru işaretleri devam ediyor.








alıntıdır


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2009 - yeni bir tür mü, uzaylı mı? DNA sız yaratık!!






 DÜNYA BU YARATIĞI KONUŞUYOR


Meksika'da 2007'de bir çiftçi tarafından bulundu ve öldürüldü. Cansız bedeni incelendikçe tuhaflıklar birbirini izledi. Kimine göre uzaylı, kimine göre henüz keşfedilmemiş bir hayvan
türü. Bilim
adamları ise "DNA'sı yok" diye şaşkın. Kimine göre ise her şey tartışmalı.
Ne var ki şimdilerde bir ikinci "yaratıktan" daha söz ediliyor.

Meksika'da ikinci bir uzaydan geldiği düşünülen yaratığın görüldüğü konuşuluyor.

İşçi Francisco Garcia:"Yaşayan ikinci bir yaratık gördüm. Gördüğüm 70 cm. boyunda bir insancıktı. Onu çiftlik kapısından çıkarken gördüm, sonra hızlıca oradan uzaklaştı" dedi. İlk yaratık, Meksika'da 2007 yılında bulunduğunda büyük bir şok yaşanmıştıhaber baslik.

Çeşitli incelemeler sonunda bazı UFO uzmanları bu yaratığı 'uzaylı' olarak nitelendirirken, bazı uzmanlarsa yaratığın henüz keşfedilmemiş bir hayvan türü olabileceğini savunuyor: Yakalanan ilk yaratık üzerine yapılan DNA testlerinden herhangi bir sonuç çıkmadı.

'Bild am SONNTAG' gazetesi muhabiri Michael Remke, yaratığı görmek için Meksika'daki Metepec kentine gitti. İzlenimlerini aktarırken, "Göz çukurları, insan üzerinde korkutucu bir etki yaratıyor" ifadesini kullandı.haber baslik

Veteriner Marco Salazar, yaratığı bulan çifçinin, bir anlık korkuyla onu boğarak öldürmesinin hemen ardından inceleme fırsatına sahip olduğunu anlatırken "Şu ana kadar her türden hayvanı görme imkanım oldu, ama böyle bir şey daha önce hiç görmemiştim" dedi.

Etobur bir hayvanın diş yapısına sahip bu yaratığın; aynı zamanda kafatasının yapısı itibariyle de diğer hayvanlara göre daha zeka seviyesine sahip olduğu düşünülüyor. Diş yapısı, kertenkeleye benzeyen yaratık; eklem ve iç kulakları yapısıyla insana benzediği söyleniyor.

Dört ayrı labaratuvarda en modern tekniklerle DNA yapısı çözülmeye çalışıldı ancek bir sonuç alınamadı. Uzmanlar "DNA'sı yok. Ya da var ama bu tekniklerle biz inceleyemiyoruz" diyor.

Bulunan yaratığın hücre testlerinde, bedenini ince bir deri tabakasının kapladığı ve daha önce tanımlanmamış, ilkel yaratıklara göre çok daha gelişmiş gözlere ve iç kulağa sahip olan bir canlı olduğu kaydedildi.

Çiftçinin yaratığı öldürmeden önce fotoğraflarını çektiği ve bu fotoğrafların yakında yayınlanacağı bildirildi.

www.milliyet
.com.tr


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/8/2009 - esfane yaratıkların izinde...


Ultimative Kryptozoologie Video - MyVideo


Canavar peşinde

Focus, son sayısında efsanelere konu olan canavarları ve onların izini süren bilim adamlarını (kriptozoolog) kapak yaptı. Kar adamı Yeti ve Loch Ness canavarı da mercek altına alındı
Günümüzde bilim ve teknoloji insan aklının sınırlarını zorlarken, efsanelerde ve masallarda adı geçen gizemli yaratıkları düşündüğünüz oluyor mu? Siz bunu aklınıza getirmeseniz de, bir grup Kriptozoolog, hayatlarının neredeyse tamamını bu gizemli yaratıkları aramaya adamış. Bir bilim dalı olarak görülmeyen Kriptozooloji, dünya üzerinde henüz keşfedilmemiş canlı türlerini araştıran bir çalışma türü. 1950'li yıllarda ortaya çıkan Kriptozooloji sayesinde bugüne kadar onlarca bilinmeyen canlı türü, bilim dünyasına katıldı. Ancak kriptozoologların hala izini sürdüğü gizemli yaratıklar da var. İşte bilim dergisi Focus'un son sayısına kapak yaptığı gizemli canlılar.

Kar Adamı Yeti

Dünyanın çatısı sayılan Himalayalar'da yüzyıllardır Nepalli dağcıların çığdan da fazla korktuğu bi şey Malaysia Bigfoot Footprintsvarsa o da Yeti olmuştur. Nepal dilinde 'Kar Adamı' anlamına gelen Yeti, 1800'lü yılların sonuna kadar Batı dünyası tarafından bilinmiyordu. İlk olarak, bölgeye gelen İngiliz Ordusu'na mensup bir asker tarafından Himalaya eteklerinde görülen bu insanımsı yaratık, o tarihten bu yana birçok bilim adamı ve araştırmacının ilgi odağı oldu. Geçen yıllar boyunca pek çok dağcı ve yerel halktan kişilerce görüldüğü iddia edilen Yeti'nin varolduğuna dair en elle tutulur delil, Ekim 2003'te Sibirya'dan geldi. Altay Dağları'ndaki binlerce yıllık ormanlarda bulunan bir kürk parçası, Yeti'nin binlerce yıldır dünyanın ücra köşelerinde yaşadığına dair bir kanıt olarak görüldü. Çünkü, yapılan DNA testlerinde kürkün insana benzeyen ancak insan olmayan bir yaratığa ait olduğu sonucuna varıldı. Yeti'nin Amerikalı akrabası sayılan 'Koca Ayak'ların varlığına dair eldeki en somut delil sayılan, 1967'de çekilen görüntülerin gerçek olup olmadığı tartışması ise 1997 yılında bir grup bilim adamı tarafından noktalandı. Araştırma sonucunda varılan sonuç, filmde görülen yaratığın gerçek olduğu idi.
Gölün gizemli yaratığı NessyNahuelito
İskoçya'nın Loch Ness Gölü, dünyada en fazla adı duyulmuş göller arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun nedeni ise ne gölün büyüklüğü, ne de derinliği. Gölün bu kadar ünlü olmasına neden, yüzyıllardır halk arasında söylentilere neden olan bir yaratık, Nessy. İlk olarak bin 400 yıl önce gezgin bir keşiş tarafından görülen uzun boyunlu, geniş gövdeli ve yüzgeçli bu yaratık, bilim adamlarının bugüne kadar gerçekleştirdiği en kapsamlı arama çalışmalarına neden oldu. Son olarak İngiliz BBC Televizyonu tarafından sonar aramasıyla, 213 metre derinliğindeki Loch Ness Gölü didik didik tarandı, ancak bir sonuca ulaşılamadı. Daha önce 1987 tarihinde yapılan bir araştırmada, gölün derinliklerinde hareket eden büyük cisimler tespit edilmişti. Tarih öncesi deniz yaratıklarından 'Plesiosaurs'un hayatta kalan tek örneği olabileceği öne sürülen Nessy'nin bugün hala varolup olmadığı gizemini korumakta. Göl dibinde bulunan fosiller, Plesiosaurs'ların bir zamanlar bu suları evleri olarak kullandıklarını gösteriyor. Ancak bilim adamları, bunca yıldır, sadece başını gösteren Nessy'nin varlığını kanıtlayacak elle tutulur delillerle ulaşmış değiller.


akşamgazetesi

www.aksam.com.tr
Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/6/2009 - kutsal ahit sandığı bulundu mu?




Hz. Musa’ya Tanrı’nın gönderdiği 10 Emir yazılı tabletlerin konulduğuna inanılan ve bugüne kadar binlerce filme, kitaba ve komplo teorisine konu olan “Ahit Sandığı” yüzyıllardan beri kayıp. Sandığın iyileştirici ve sonsuz güce sahip olduğuna, dünyanın sonundan az önce Mesih tarafından ortaya çıkarılacağına inanılıyor. Ancak binlerce yıl önce Kudüs’teki Süleyman Mabedi’nde saklanan sandık daha sonra kayboldu. Son olarak Ahit Sandığı’nın Etiyopya’da olduğu iddia edildi. İtalyan haber ajansı Adnkronos’a göre Etiyopya Ortodoks Patriği Abune Pauolos, bu hafta Vatikan’ı ziyaret etti ve Papa 16’ncı Benedict ile gizli bir görüşme yaptı. Patrik, açıklamasında “Onu bulduk. Sandığı gözlerimle gördüm. En kısa zamanda dünyaya açıklayacağız” diye konuştu. Yahudi kavimleri tarafından binlerce yıl önce Etiyopya’ya götürüldüğüne inanılan sandığın kısa süre sonra basına tanıtılacağı tahmin ediliyor Sandık Indiana Jones serisinin ilk filmi “Kutsal Hazine Avcıları”na da konu olmuştu. Filmde Nazi subayları sonsuz güç için sandığı arıyorlardı.

www.gazetevatan.com


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/6/2009 - ÇİN DE TÜRK PİRAMİTLERİ




Orta Asyadaki Türk Piramitleri


Bugün Çin Halk Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta Qin Ling Shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır:BEYAZ PİRAMİT

Beyaz Piramit'in ikinci dünya savaşı sırasında Çin'e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez Life dergisinde yayınlanmıştır.





Bu piramitleri araştırmak üzere1994 yılında Şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan Alman bilim adamı Hartwig Hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. Hausdorf'a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500ler civarındadır.

Bölge Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı Piramitler içerisinde bulunan Mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.

Türk Bilim adamı Kazım MİRŞAN yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısıra M.Ö 3000 Yıllarında Doğu Anadolu'dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım MİRŞAN'ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000 li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır'a Ön-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır.

Ön-Türk Tarihi; Haluk Tarcan


Türk piramitlerinin yerini gösteren harita.

Türk Piramitleri üstteki haritada kırmızı daire içine alınarak işaretlenmiş olan Xi’an kenti civarında yer almaktadır. Aşağıdaki Uygur Türk İmparatorluğu haritasına bakıldığında, Xi’an bölgesinin, Uygur Türk imparatorluğunun tam ortasında yer aldığı anlaşılmaktadır.

Çin in Xi’an şehrinin 100 km. güneybatısında yer alan ve “Beyaz Piramit” olarak anılan 300 metre yüksekliğindeki bu dünyanın en büyük piramidinin ilk fotoğrafı, İkinci Dünya Harbinde 1945’de çekilmiştir. Fotoğrafı çekilen ve Beyaz Piramit olarak adlandırılan bu piramit, daha sonra 1994 yılında Hartwig Hausdorf adında bir alman araştırmacının, Shensi eyaletindeki yasak bölgeyi ziyaret etmesiyle tekrar gündeme gelmiştir.

Bu piramidin ilk fotoğrafı da 1957 yılında Amerikan Life dergisi tarafından yayınlanmış. Bizim bu belgeye ulaşma şansımız olmadı. Ama artık Life dergisinin şahitliğine de kimsenin ihtiyacı kalmadı. Çünkü 1994’ten sonra pek çok yerde pek çok kez hem Beyaz Piramit’in, hem de diğer piramitlerin fotoğrafları yayınlandı.



Beyaz piramit olarak anılan Türk Piramidinin uçaktan çekilmiş fotoğrafı. Bu piramit300metre yüksekliği ile dünyanın en büyük piramidi konumunda.

Yukarıda, 1994 yılında Hartwig Hausdorf adında bir alman araştırmacının, Shensi eyaletindeki yasak bölgeyi ziyaret etmesiyle demiştik. Ancak bu ziyaret hiç de öyle bilimsel bir ziyaret gibi olmamış anlaşılan. Çünkü Hausdorf’un çektiği piramit fotoğrafları, piramitlerin epeyce uzağından çekilebilmiş. Bunu fotoğraflardan anlayabiliyoruz. Çok fazla detaylara yer verilmemiş. Çin devletinin bu bölgeyi yasak bölge ilan ettiğini buradan da anlamak mümkün.

Aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, Çin yetkilileri, bu uygarlık belgelerini dünyanın gözünden gizleyebilmek için, üzerlerine sürekli yeşil kalan ağaçlar dikmişlerdir. Böylece yıllar sonra bu piramitler, üzeri ormanla kaplı tepeciklere dönüşeceklerdir.

Böylece, Çinlilere ait olmadığı kesin olan bu uygarlık şaheserleri belki bir yüz yıl daha insanlığın bilgisinden uzak tutulacaktır. Eğer böyle olmasaydı, yani, bu piramitler Çinlilere ait olsaydı, Çin turist çekebilmek için, kendi uygarlığının eskiliğini dünyaya anlatabilmek için, bırakın üzerlerine ağaç dikmeyi, her piramidin her taşını tek tek parlatırdı.



Bir piramit üzerindeki ağaçlandırma çalışmasının görüntüsü



Zaten piramitlerin bazılarının üzerlerine, sürekli yeşil kalan, yaprak dökmeyen türden ağaçların dikilmiş olması da bu yasağı daha anlamlı kılıyor. Çünkü, hiçbir devlet , kendi geçmişine ait bu kadar önemli yapıları yok saymaz. Bu hem tarihi açıdan hem de turizm açısından o ülkeye zarar demektir. Buradan anlıyoruz ki, bu piramitlerin Çin tarihi ile bir ilişkisi yok.




Peki Asya’da bulunup, eski Türk toprakları üzerinde yer alan bu eserlerin kiminle ilgisi olabilir? Elbette ki Türklerle! Ama bu durum da onların ve Türkleri yok saymaktan büyük zevk alan batının işine gelmemektedir.

Bu bölgenin Kadim Türk toprakları olduğu bir gerçektir. Hem de çok eskiden beri. Bu durum Çin kaynaklarınca da teyit ediliyor. “Uygur İmparatorluğu Mu’nun en başta gelen koloni imparatorluğuydu ve doğu yarısı Tevratta sözü geçen Tufan sırasında mahvolmuştu. Çin efsaneleri Uygurlar’ın 17.000 yıl önce medeniyetlerinin zirvesinde olduklarını anlatır. Bu tarih jeolojik fenomenlere de uygunluk göstermektedir.”

ALINTIDIR.

Sitenize Ekleyin:

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/6/2009 - şahmeran ve lokman hekim efsanesi...


Şahmeran ve Lokman Hekim
Lokman Hekim'in babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve "Doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak; bilgide yeryüzünde ona yetişecek kimse çıkmayacak. Bu defteri zamanı gelince ona ver," der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Çağına geldiğinde, tüm çabalara karşın okuma-yazma bile öğrenemez. Evinin geçimini sağlamak için odun­culuk yapmaya başlar.

Birgün, yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister. Kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan: "Ey insanoğlu, benden sakın korkma. Ben yılanların padişahı Şahmeran ım. Yaralıyım. Bana yardım edersen bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim." der. Lokman, Şahmeran'ı kucağına alır, söylediği yoldan bir mağaranın önüne götürür. Yılan, birşeyler mırıldanır ve mağaranın kapısı açılır. Burası, eşsiz güzellikte bir yerdir. Mağarayı bekleyen karayılan, Şahmeran'ı sarayına götürür. Şahmeran, kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman, artık eve dönmek istediğini söyleyince; Şahmeran, gördüklerini kim­seye söylememesini tembih eder ve: "Ölümüm insan elinden olacak, bunu biliyorum. Öldüğümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma, dediklerimi aynen yapacaksın," der. Neyin hangi hastalığa iyi geldiğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını bir bir anlatır.


Lokman, eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, Öğrenmeye ayırmaktadır. Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran, sarayındaki billur suda evrenin tüm güzelliklerini izlerken, birden gözü Tarsus Beyi'nin kızına takılır. Kıza aşık olur. Yemeden içmeden kesilir. Günün bi­rinde de kızın hamama gittiğini görür. Kızın güzelliği karşısında çılgına döner. Hamama gider. Islak mermerler üzerinden kayıp düşer. Hamamcı ve kızın hizmetkârları Şahmeran'ı göbek taşının üstünde öldürürler. Günümüzde Eski Hamam'ın göbek taşı bu yüzden kutsal sayılır. Taştaki lekenin Şahmeran'ın kanı olduğuna ve vücudunu buraya sürenlerin tüm dertlerinden kurtulacağına inanılır.

Şahmeran'ın öldürüldüğünü duyan Lokman, Tarsus'a gelir. Tarsus Beyi, amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Vezirin baktığı fala göre Şahmeran'ın gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir, Şahmeran'da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden, ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı, Tarsus Beyi'ni öldürüp yerine geçmektir. Lokman da ilacı hazırlamak isteyince Tarsus Beyi, işi Lokman'a verir. Lokman, Şahmeran'ın kendisine anlattığı gibi, cansız gövdeyi üçe böler ve her paftayı ayrı ayn kaynatır. Parçalar kaynarken, her biri hangi hastalığa iyi geleceğini söylemektedir. Bu sırada Lokman ın yanına gelen vezir, hasta olduğunu söyleyerek; insanlara olağanüstü güçler veren parçanın suyunu ister. Lokman, vezirin kötü niyetini anlar. Kuyruk suyundan verir ve vezir ölür. Gövdenin ikinci suyunu kendi içer. Tarsus Beyi'ne de gerekli ilacı yapar. İlacı içen Bey, iyileşir.

Lokman, saraydan ayrılıp kırda yürürken, birden tüm bitkiler dile gelir. Hangi hastalığa şifa olduklarını söylemeye başlarlar. Okuma yazmayı öğrenmiş olan Lokman, bitkilerden duyduklarının tümünü yazmaya başlar. Böylece ünlü Hikmet ül-Lokman kitabı ortaya çıkar.



LOKMAN HEKİM EFSANESİ

Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

Lokman Hekim, inanışa göre bütün hekimlerin piri, üstadıdır. Her çiçeğin, her otun özelliklerini tanıyan Lokman, ilaç yapar, derilere deva bulunmuş. Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova'ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis'e yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş. Anık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar, ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler.

Lokman Hekim Çukurova'yı adım adım dolaşmış, bütün bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuyakalmış. Bir ara bir ses duymuş:

"Ey Lokman, anık araman bitsin, ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok".

Lokman Hekim, sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış. Bu arada Tanrı Cebrail'e: "Yetiş Cebrail, Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali ne olur?" demiş.

Bunun üzerine Cebrail, pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir gelmiş. Misis Köprüsü'nün üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail: "Selamü-naleyküm" dedikten sonra. Lokman'ın elindeki kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri'ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama bulamamış. Yaz gelip sular çekilince, ırmak boyunda aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın sadece bir yaprağını, arpa tarlasında bulmuş. Bugünkü tıp biliminin, o günkü yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ, efsanenin izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar .

LOKMAN HEKİM EFSANESİ II

Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine:

"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.

Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yürük kadını, bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.

Ağrıları iyice anan adam:

"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş.

Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır



alıntıdır.


Sitenize Ekleyin:

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kafama göre takılıyorum:) her telden çalarım ben!! bakarsınız bir köşede mizah yazıları, öteki köşede yemek tarifleri, yalnız kalmış bir aşk şiiri ise ''hani bana köşe, hani bana köşe'' diye ağlıyor!! zamanla dostlar herşey... birazcık zaman istediğim şey...
The Hunger Site

Kategoriler

  • Benim Yazilarim
  • Bilgisayar ve Teknoloji
  • Esrarengiz Konular
  • Hikayeler
  • Ilginc Haberler Dunyadan
  • Ilginc Haberler Yurttan
  • Kadin
  • Karikaturler
  • Mizah
  • Moda
  • Muzik - Video
  • Resimler
  • Saglik
  • Siirler ve Yazilar
  • Yemek Tarifleri

  • bannerim

    .

    sitemin banner kodu

    >.

    Arkadaşlarımın bannerleri

    Image Hosted by ImageShack.us
    Haydi Sende Sepetle...!
    selmahlc CafeRose

    Arkadaşlarım

    http://www......mid width=163 height=43 type=audio>
    Add to Technorati Favorites Add to Technorati Favorites Lifestyle Blogs - BlogCatalog Blog Directory
    Zirve100
    Upload Music