BİR DÜŞ GÖRDÜM, KELEBEKMİŞİM... ÜÇ GÜNMÜŞ ÖMRÜM, ÖLECEKMİŞİM. DOSTLAR BULDUM, SEVECEKMİŞİM, YALNIZ KALDIM DİYECEKMİŞİM. ÇİÇEKLER BAHARDA AÇACAK VE BEN, ARALARINDA KOŞACAK, DALDAN DALA KONACAK, SONUNDA DÜŞECEKMİŞİM... BİR DÜŞ GÖRDÜM, KELEBEKMİŞİM... ÜÇ GÜNMÜŞ ÖMRÜM, ÖLECEKMİŞİM. YAĞMUR YAĞSA SİNECEKMİŞİM, BİR DAMLA SUYLA GİDECEKMİŞİM...
2009'un Kelebeği bir düş gibi, bir rüya gibi geldi geçti... Koca yıl sanki üç günde yaşandı bitti.. bir damla suyla gitti... Yarın 2010'un yeni dünyaya gelen kelebeğiyle dünya kervanında yeni umutlara yeni maceralara sağlık mutluluk ve huzur içinde uçabilmek dileğiyle...
Şans oyunlarından para kazananların coşkuları ne kadar sürüyor dersiniz. Bir dönem kendilerini en şanslı hissedenler farkında olmadan kendi sonlarını hazırlıyor.
"ABD'li Jock Whittaker'in biletine 2002 yılında 410 trilyon lira para çıktı. ABD tarihinin en büyük ikramiyesini kazandıktan sonra 7 defa evi, 3 kez de arabası soyulan, içki ve kumar düşkünü "kovboy Jock" çevresindekilere "Herkesin bir fiyatı vardır" düşüncesiyle davrandı. Aylardır ödemediği federal vergi, 20 milyon dolara ulaşmıştı ama o devletin uyarısını dikkate almadı. Dostlarından biri, içkisine uyku ilacı koyup 2 milyon dolarını çaldı. Torunu olan Brandi Bragg, fidyecilerce hunharca öldürüldü. Jack, bir süre sonra Virginia eyalet mahkemesine başvurarak, "Mutluyum, çünkü o uğursuz paradan kuruş kalmadı" diyerek iflasını verdi... Bu hayat hikâyesi "Aman Allah'ım bana çıktı!" diye sevinç çığlıklarıyla başlayan ve sonra da "Aman Allah'ım ben bittim!" diye hüsranla sonuçlanan hayat hikâyelerinden sadece bir tanesi... Bu örnekler çoğaltılabilir ama sonuç aynı... Ver Allah'ım ver, kulun haram helal demez yer! İslam kazanç elde etme konusunda hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunlarını kesinlikle yasaklamıştır. “Yapılan gözlemlere göre şans oyunlarından para kazananların birçoğu hatta kimilerine göre hemen hemen hepsi hayatlarının hazin sonunu hazırladı” diyen Zeynep Çingay, Moral Dünyası Dergisi’ndeki araştırma yazısında çarpıcı piyango talihlilerin inanılması zor yaşamlarını anlatıyor:
İŞTE KAZANDIĞINI DÜŞÜNÜP DE KAYBEDENLER
"Milli piyango bileti aldığım için pişmanım"
Edirne'de 11 yıl önce Milli Piyango’dan büyük ikramiyeyi kazanan Ayhan Yalçınkaya, zengin olduktan sonra bıraktığı memurluğuna dönmeye çalışıyor. Parayı bulunca hayatının değiştiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, huzurunun bozulduğunu, kötü günler geçirdiğini ve Milli Piyango bileti aldığı için pişman olduğunu söylüyor. Bir anda zengin olmasına rağmen paranın çabuk tükendiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, "Eskiden daha güzel bir hayatım vardı. Dostlarımı kaybettim. Devlet memurluğuna devam etseydim param olmayacaktı ama huzurum olacaktı. O zaman çok mutluydum. Devlet memurluğuna geri dönmek istiyorum. Ticaret hayatından bıktım. Buradan herkese sesleniyorum, para her şey değildir. İnsanın hayatında ne dost ne de tutunacak dal kalıyor" şeklinde konuştu.
Milli Piyango talihlisi donarak öldü
Denizli'nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde 40 yıl önce Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu, yaşadığı
baraka tipi evde donarak öldü. Hiç evlenmeyen Sarıoğlu'nun hayatı 40 yıl önce aldığı piyango biletine büyük ikramiye çıkmasıyla değişti. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, köyünde bir ev yaptı ancak, zamanla parası kalmayınca ona komşuları bakmaya başladı. Yeşil kart sahibi Sarıoğlu, devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdürürken kısa bir süre önce evi yandı. Köylüler aralarında topladıkları paralarla evi tamir ettirdi. Kimsesi olmayan Sarıoğlu’nun Sarayköy Devlet Hastanesi’nde yapılan otopside donarak öldüğü belirlendi.
Marangozluktan para babalığına
Denizli'nin Çivril ilçesinde marangoz olarak geçimini sağlayan Osman Kaplan, çeklerini ödeyemediği için hapse girmiş ve 1999 yılında hapisten çıktıktan 2 gün sonra sayısal lotodan 340 milyar lira kazanmış. İki çocuk babası Kaplan'ın ilk işi eşinden boşanmak olmuş. Ardından İzmir'de Pınar Şirin adlı şarkıcıyla 20 milyar lira harcayıp Hilton'da nişan yapmış ve 6 ay sonra ayrılmış. Hızlı yaşayan Kaplan'ın parası kısa sürede tükenmiş. Paraların nasıl bittiğini anlayamayan Kaplan, "İkramiyeyi kazanınca akrabalarım çoğaldı. Daha önce borç para isterim diye herkes kaçarken, ikramiyeden sonra neredeyse bütün Çivril akrabam oldu. Nereden akraba olduğumuzu anlayamadım ama onlar Orta Asya'ya kadar uzanıp bir yerlerden tutturdu. O kadar yol kat edip geldiler diye her birine para veriyordum. Hızlı bir hayat yaşadım, para bitti." diyerek yaşadıklarını anlatıyor.
"Talih bize huzur değil, felaket getirdi"
Milli Piyango’nun 1990 yılbaşı çekilişinde 1 milyar 250 milyon lira kazanan Adanalı Cem Postacı, paranın kendisine aradığı huzuru vermediğini söyledi. 1996’da oğlunu trafik kazasında kaybeden Postacı, "Talih kuşu bize huzur değil, felaket getirdi" diyor. Oğlunu kaybettikten sonra bir daha bilet almamaya karar veren talihli, kendisine çıkan paranın hayırlı olmadığını dile getiriyor. Kazandığı ikramiyeyle emlak işine giren Postacı, bir süre sonra iflas etmiş. İşlerinin bir dönem çok iyi gittiğini, hiç tanımadığı kişilerin akraba olarak karşısına çıktığını anlatan Postacı, şimdi kimsenin kendisine yardıma yanaşmadığını vurguluyor. Postacı, "Para mutluluk getirmiyor, yuvam dağıldı, toparlamak için varımı yoğumu harcadım. Eşim beni terk etti. Şimdi bir otomobilim, evim ve emekli maaşım var. Keşke o bileti almasaydım da o para çıkmasaydı." diyor.
"Eşime kalmasın diye hepsini harcadım"
53 yaşındaki Mustafa Savgan'ın macerası ise çiçekçi bir kadının kendisine 2 lira harçlık vermesiyle başlıyor. Bu parayla piyango bileti alan Savgan, 1978 yılında 10 bin lira ikramiye kazandı. Savgan, eşinden ayrılmak istedi ama ayrılamadı. "Paralar eşime kalmasın diye harcamaya başladım.150 memurun maaşını 2 ayda yiyordum. Lokantalarda ödediğim hesabın 5-6 katını bahşiş olarak bırakıyordum. Sonunda paraları tükettim. Evlenirken karıma aldığım 1 kilo altını da sattım, harcadım. Eşimi de annesinin yanına gönderdim, evdeki bütün eşyaları satıp tekrar İstanbul'a döndüm. Yıl 1985'ti. Cağaloğlu’nda bir handa hem gece bekçiliği, hem de ayakkabı boyacılığı yapmaya başladım. Eşimin açtığı dava sonucu boşandım. Sevgi olmadan para bir işe yaramıyor. Hayatımda biri yok, sevgisizim ama huzurluyum" diyerek ibretlik hikâyesini paylaşıyor.
Kızı evi terk etmiş
1984 yılında aldığı bilete 7 milyon lira isabet eden Orhan Ulusoy'un huzur içindeki hayatı ancak 3 sene sürebilmiş. İşleri ters gittiği için kızı evi terk etmiş. Oto yedek parça dükkânı bulunan ve minibüsçülükle uğraşan Ulusoy, paranın eline geçmesiyle kendisinden para isteyenlerin sayısının da arttığını belirtti. Çıkan parayı soğan ve fasulye işine harcayan Ulusoy, üst üste 3 yıl istediği kazancı elde edemeyince iflas etti. 4'ü erkek 8 çocuğu olan Ulusoy, “Hiç rahat bir yaşantım olmadı; bir arkadaşım ‘bu para sana felaket getirir’ demişti, dediği çıktı. Bir kızım evi terk etmişti. Uzun aramalardan sonra buldum. Bana para çıktığını duyanlar hep bir beklenti içinde oldular. En yakınımdan en uzağıma kadar hep bir şeyler bekliyorlardı. Başlangıcında psikolojim alt üst olmuştu." diyor.
"70 milyonun âhı var"
Evli ve 3 çocuk babası olan Nusrettin Çınar'a da Turhal'da Milli Piyango’dan 6 milyar lira çıktı. Önce yurt dışına giden Çınar, otobüs alarak Turhal'a şehirlerarası otobüs şirketi kurdu. İşleri iyi gitmeyen Çınar, 1995 yılında iflas etti. Çınar yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: "Sefa kısa sürdü. 70 milyon kişinin verdiği biletlerden bir iki kişi yararlanırsa böyle olur. Hepsinin âhı var üstünde, hayrı olmaz. Sonradan araştırdım, kimseye hayır getirmemiş." Şimdi işsiz olan ve emekliliğinin planlarını yapan Çınar, artık Milli Piyango bileti satın almıyor.
"Para beni perişan etti"
Ali Atıcı, çay ocağı işletirken 2004’te sayısal lotodan 543 bin YTL kazanır. Parayı aldıktan sonra memleketi Erzincan'a yerleşen Atıcı, boşandığı eşi ve çocuklarını İsviçre'ye gönderir ve ikinci evliliğini yapar, ancak ondan da ayrılmaya karar verir. Atıcı, Doğu Beyazıd'a gidip, 14 yaşındaki A.K.'yi başlık parasını verip evine götürür. Gelişen olaylar zincirinde A.K. babası Arif K.'ya teslim edilir. Ali Atıcı'nın pişmanlık dolu sözleri ise şöyle: "Hayal edemeyeceğim kadar zengin oldum, ama hayatım da alt üst oldu. Huzurum kaçtı. Geceleri gözüme uyku girmez oldu. Lotodan çıkan para beni perişan etti." İşte aynı şekilde başlayan ve yine aynı şekilde son bulan hayat hikâyeleri... Belki birbirlerinin değil yüzünü, adını bile duymamış birçok insanın aynı dertlere gebe olduğu sabahlar... Uykusuz geçen geceler, gözlerini kırpmadan sabah eden birçok insanın paylaştığı aynı kader... Her şeyin aynı olduğu bu süreçte ağızlarından çıkan cümle de aynı oluyor: "Çok pişmanım!"
Avatar, 400 milyon dolar bütçesiyle gelmiş geçmiş en pahalı film.
Oscar ödüllü yönetmen James Cameron’ın ülkemizde bu hafta gösterime giren son filmi Avatar için Na’Vi olarak adlandırılan özel bir dil yaratıldı.
Avatar, insana benzer mavi yaratıkların yaşadığı fantastik birgezegen olan Pandora’da geçiyor. Pandora gezegeni sakinlerinin dili olarak tasarlanan Na’Vi, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Paul Frommer tarafından yaratıldı.
Na’Vi, alışık olduğumuz dillerden oldukça farklı; “b”,”g”,”j” ve “ş” seslerini içermemesinin yanı sıra Batılılar için ezgotik sayılabilecek, Güney Afrika’nın yerel Zosa dilindeki tıkırtılar gibi bir çok değişik ses barındırıyor. Aynı zamanda Na’Vi dilinde fiillerin sonuna veya başına ek koyulmuyor, fiiller kullanılan zamana göre değişiyor: Böylece avlanmak anlamındaki “taron” kelimesi, değişik zamanlara çekilirken ilk harften sonra bir ek koyularak tovaron, telaron, tusaron’a dönüştürülüyor. Prof. Frommer, Na’Vi’yi yaratırken daha önce yapılmış kurmaca dillerden ilham almadığını yanlızca Cameron’ın ona verdiği 30 civarındaki kelimeden yola çıktığını ifade ediyor. Fantastik dünyalarda geçen eserlerde kurmaca dillerin kullanılması ilk değil, daha önce J.R.R. Tolkien’in Orta Dünyası’nda Elflerin kullandığı dil ve Uzay Yolu Evreni için yapılmış Klingon dili bu konudaki en önemli örnekler.
Avatar.
“Avatar” Extended Trailer
Avatar stars Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Giovanni Ribisi, Joel David Moore, CCH Pounder, Peter Mensah, Laz Alonso, Wes Studi, Stephen Lang, Matt Gerald and will be released nationwide on December 18.
[Svastika (Sanskritçe: स्वस्तिक ) veya Gamalı haç, tarih öncesi dönemlerden kalma sembol.
Gamalı haç ismi Yunanca gama (Γ) harfine ve haç şekline (+) atfen verilmiştir. Svastika kelimesi Sanskritçe'deki su (iyi) ve asti (olmak) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. "İyi olmak, mutlu ve sağlıklı olmak" anlamlarına gelir.
Svastika Hinduizm, Budizm ve Jainizm'e göre kutsaldır. Kökeni pek çok antik uygarlığa, örneğin Mayalar, Navarrolar ve Sümerler'e, M.Ö. 4000'li yıllara dayanır.
Vişnu'nun 108 sembolünden biridir ve kolları saat yönünde dönük olan şekliyle, başarı ve uğurun yanısıra hayatın kaynağı olan güneş ışığını simgeler. Kolları ters yöne dönük şekli ise geceyi ve uğursuzluğu ifade eder Svastika'nın dört kolu, dört kozmik gücü (ateş,su,hava,toprak) simgelemektedir. Ayrıca bazı kaynaklardaŞablon:Weasel, eski dönemlerde bu sembol sayesinde dört kozmik gücün etki altına alınıp büyü yapıldığı belirtilir. (vikipedi)]
Hindu kültüründe iyi şans getirdiğine inanılan, bir anlamda Anadolu’daki nazar boncuğuyla anlamdaş olan bir sembolün, bir diktatörün elinde dünyaya korku salan bir imge olmasının hüzünlü hikayesi.
Kutsal Hindu metinlerinde Brahma ya da samsara, yeniden doğuş, şans anlamına gelen swastika sembolü, Hitler yüzünden, etkisini 21. yy’da bile sürdüren bir korku imgesi olarak popüler kültüre yerleşti.
Hindistan’dan yoğun biçimde etkilenmiş olan İngiliz yazar Rudyard Kipling kitaplarına swastika sembolü basardı. Nazi devleti haber gönderip bu hareketin “uygunsuz” olduğunu söyleyene dek…
İkinci dünya savaşına Finlandiya hava kuvvetleri de uçaklarında bunu resmi sembol olarak kullanıyordu ve bu hareketin Nazilerle hiçbir ilişkisi yoktu. Fransa’daki Amiens katedraline yolunuz düşerse, orada da yerde swastika sembolü görebilirsiniz, çünkü batı mimarisinde de sıklıkla görünen bir semboldü.
Ayrıca Orta Amerika’da Panama’ya bağlı bir konfederatif devlet olan Kuna Yala’nın bayrağı da, yerel mitolojiyi yansıtan bir swastikayla süslüdür.
Yine de, tüm bu mitolojik, dini ve politik etkilerin yanında beni en çok hüzünlendiren ileride hangi anlama geleceğini bilmeden, swastikayı takımlarının sembolü yapmış olan Edmonton Swastikas bayan hokey takımının halidir. Şimdi, bu fotoğrafın çekilmesinden 90 yıl sonra, kendileri sayesinde swastika gerçek anlamını bulabilir, eski fotoğraflar sayesinde. (alıntı)
Mesih’in 2000′li yıllarda geri dönmesini bekleyen yalnızca Vatikan değilmiş. Microsoft da, kendi çapında bir “Mesih operasyonu” yürütmüş.
Microsoft’un 2001 yılında piyasaya sürdüğü ve hâlen en yaygın kullanılan işletim sistemi Windows XP’deki “xp” Eski Yunanca’da “Mesih” anlamına geliyor.
KURTARICI WİNDOWS!
Microsoft, 2001 yılında piyasaya çıkardığı işletim sistemine İngilizce’de “deneyim” anlamına gelen “experience”ın kısaltması olarak lanse ettiği “XP” adını verdi. Windows XP’deki “xp” aslında İncillerin de kaleme alındığı dil olan Eski Yunanca da Christ’ın, yani Mesih’in kısaltması.“Windows xp” kullanıcıları olarak hepimiz, adında Mesih olan bir işletim sistemindeyiz yani...
HIRİSTİYANLIĞIN SEMBOLLERİNDEN
Eski Yunanca’da “x” harfi “khi”, “ro” olarak okuna “p” harfi ise “re” sesine tekabül eder. “XP” böylece, Yunanca’da “khristos” şeklinde yazılan Mesih’in kısaltması, giderek de sembolü olarak kullanılmıştır. Doğu Roma bu kısaltmayı, Hıristiyanlığı benimsemesiyle birlikte sembol olarak kullanmaya başlamış bundan bir haç modeli olan “khi ro haçı”nı çıkartmıştır.
MİCROSOFT DA BİGANE KALMAMIŞ!
Öyle anlaşılıyor ki Microsoft 2000′li yılların Hıristiyan alemi üzerinde oluşturduğu etkinin dışında kalmamış, son işletim sistemi modeline Hazreti İsa’yı kasteden “Mesih” adını takmış. Microsoft’un bu tutumu, Hollywood’da esen rüzgarla da paralel, çünkü Hollywood da 2000′li yıllara birer Mesih hikayesi olan Matrix, Yeşil Yol ve birer Kıyamet senaryosu niteliğindeki Armagedon, Yarından Sonra, Derin Darbe gibi filmler yaptı.
Aslında, 2000′li yıllar Batı’da Hıristiyanlığın etkin konumunu başka vesilelerle de gösterdi. 11 Eylül 2001′deki saldırıların ardından ABD başkanı Bush bir Haçlı Seferine çıkm atan söz etti ve peşinden Afganistan ile Irak’ın işgali geldi. O zaman dehşetle fark ettik ki “haçlı seferi” düşüncesi Batı’da canlılığını zaten hiç kaybetmemiş: futbol takımlarından lokantalara, otellerden marketlere pek çok kurumun adındaki “crusade” (”haçlı seferi”) ibaresinde yaşamakta. Öyle ki, ABD’de siyaseti belirleyecek bir konumu ele geçirecek güce erişmiş.
Microsoft gibi, Amerikan ve dünya ekonomisinin bir devinin de bu “haçlı ruhunun” kıyısında kalmayacağını, onu sahipleneceğini düşünmek akla aykırı değil.
Star TV'deki 'Kurtlar Vadisi'nin Polat Alemdar'ı Necati Şaşmaz ile Show TV'deki 'Ezel'in Ramiz Dayı'sı Tuncel Kurtiz'in özlü sözleri yarışıyor.
İnternette iki kahramanın beylik lafları ‘tık’lanma rekoru kırıyor. Polat Alemdar ile Ramiz Dayı’nın en favori lafları ise şunlar.. Sizce özlü söz yarışını kim kazanır?
KURTLAR VADİSİ-POLAT ALEMDAR
* “Ben soru sormam, hesap sorarım”.
* “Kurtlarla yaşayan ulumayı öğrenir.”
“Sonunu düşünen kahraman olamaz”.
* “Ne sevdiğim için yaşayabiliyorum, ne vatan için ölebiliyorum”.
* “Ölüm ölüm dediğin nedir gülüm? Ben senin için yaşamayı göze almışım”.
* “Çizme kanla dolmuş, sen bana ‘boğul’ diyorsun”.
* “Ben racon kesmem, kafa keserim
* “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir”.
II.dünya savaşı sonlarında doğru yıkılan Nazi Karargahı'na girildiğinde ,hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı.yıkıntılar arasında 12 tibetli rahibin cesedi bulunuyordu.bu duruma o yıllarda hiç bir anlam verilememişdi. Savaş bitipde herşey normale dönmeye başladıkdan sonra bu durum birçok kimsenin dikkatini çekmeye başlamışdı : Nazi karagahında 12 tibetli rahibin işi neydi?. Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgül etti.ortaya çıkan sonuçlar bir hayli düşündürücüydü: Naziler şambala ile irtibattaydı!...
Herşey thule efsanesiyle başlıyordu...thule efsanesinin kökeni ise kayıp bir uygarlığa dayanmaktaydı. bu da nazizmin temelini oluşturuyordu.bu efsane altında birleşen bir grup,thule adında gizli bir tarikat kurdular.nazi partisinin 7 kurucusundan biri olan Dietrich Eckardt,thule tarikatının temel ifadesini şöyle açıklıyordu;
"thule'nin tüm sırları,eski kayıp bir uygarlığa dayanır.insanoğlu ile 'dış zekalar' arasında bulunan bazı aracı varlıklar,bu sırlara erelere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadırlar.bu güç kaynağı almanyayı dünyaya egemen kılacakdır.yine bu güç kaynağı ,geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacakdır."
Gizli thule tarikatı'nın üyeleri arasında Rudolf Hess,Karl Haushoffer,Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı.nazi partisinin kurucu üyelerinden ve thule tarikatının önde gelen isimlerinden Karl Haushofer'ın,bir takım normal ötesi yeteneklere sahip olduğu bilinmekteydi.örneğin ileri derecede geleceği bilme yeteneği vardı.olacakları daha önceden haber verebiliyordu.düşmanın saldıracağı saati,top mermilerinin düşeceği noktaları çevresindekilere söyleyebiliyordu.
buna benzer şekilde hitlerin de garip yeteneklere sahip olduğu tespit edildi.daha sonraları Hitler'in majik çalışmalar gerçekleştirdiğide ortaya çıkdı.bunlardan en belirgin olanı radyodan yapdığı konuşmalarda ,ses majisi denen majik bir yöntemi kullanmasıydı.bu yöntem büyük kitlelerin etki altına alınmasında büyük bir fonksiyon görmüşdür.araştırmalar ilerledikçe ortaya bir başka gerçek daha çıkdı.nazi partisi kurucu üyelerinden Karl Haushoffer'ın hindistan ,japonya ve tibet 'e giderek oralarda uzun bir süre gizli çalışmalarda bulunduğu tespit edildi.esrarengiz bir eğitimden geçdiğide ,kayıtlar arasındaki bilgilerde dikkati çekiyordu.tibetde bir takım insanlarla gizli toplantılar yapdığı raporlarda belirtildi.bu kişilerin kim olduğu hiç bir zaman öğrenilemedi.
işin bir başka ilginç noktası ise nazi'lerin kullanmış olduğu sembolleriydi.bu şekil öyle rastgele seçilmiş bir sembol değildi.gamalı haç insanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biridir.dünyanın pek çok köşesinde bu sembole rastlanmışdır.eski uygarlıkların kullandığı en önemli sembollerden biri olan bu sembolü dahda ilginç yapan özellik ,bunun bir Mu sembolü olmasıydı.
tüm bilimsel yasalara karşı amansız bir savaş açan hitler, acaba bu gücünü nereden almaktaydı?. bu büyülü ve gizemli gücün adı, thule örgütü idi (k163, k166, s78, g6).
bu örgütün kurucularından, şair ve gazeteci, dietrich eckart, 1920’lerde, mimar alfred rosenberg ve karl haushofer ile birlikte, hitler’e, mistik doğu’nun gizemlerini öğretmiş ve hitler’in, o yıllarda bu örgüte katılmasını sağlamıştır. 1923 yılında kurulan milliyetçi sosyalist parti’nin yedi kurucu üyesinden biri olan eckart, aynı yıl içinde öldüğünde, elindeki tüm bilgi birikimini karl haushofer’e bırakır. vasiyetinde ise, şöyle demektedir: “hitler’i izleyiniz. dans edecektir; ancak müziği ben yazdım. onlarla temasa geçmesi için gerekli araçları kendisine verdik. bana da sakın acımayın. tarihi herhangi bir alman’dan daha fazla etkilemiş olacağım.”
thule oqaanaaqörgüt, adını “thule kornen”den almıştı. “thule”, izlanda efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır. ayrıca, grönland’ın batısında, halen bir thule kenti bulunmaktadır. “kornen” ise, hem yarımada, hem de “boynuz” anlamına gelmektedir. “thule kornen”, thule yarımadası anlamına gelmekle beraber, thule kentinin gerçek adı qaanaak'tır. iki ismi beraber okuduğumuzda “zülkarneyn” (k165) kelimesi açıkça görülmektedir (aiberg, yaptığımız konuşmada bu konuya değinmişti). thule örgütü’nün sembolü, çift boynuzlu viking miğferidir. kökleri, kayıp kıta “mu” uygarlığına dayanan bu öğretinin temel taşları, insan psikolojisinin bilinmeyen yanları ve zaman boyutları idi. amaçları, “zamanda insan ve taşıt naklini” gerçekleştirerek, dünya‘nın kaderini değiştirip üstün bir ırk meydana getirmek ve “üst zekalılarla” diyologa geçmekti. vladimir terziski tarafından hazırlanan “the secrets of the third reich” (üçüncü reich’ın sırları) isimli video filminde, nazi thule ve vril örgütü üyelerinin, dünya dışı canlılarla telepatik temas kurduklarını ileri sürülmüştür (s78).
thule örgütü’nde, güneş, “aryan”ların kutsal sembolü olarak bilinirdi. “aryan”ın lügat anlamı, “ari irk” ve hint-avrupa dilini konuşan tarih öncesi kavim (hint-avrupalı) demektir. bir tibet efsanesine göre, üç-dört bin yıl önce, orta asya’da, gobi’de çok büyük bir uygarlık vardı. bu uygarlık, bir felaket, belki de bir atom savaşı sonucu yıkılır;
gobi bir çöle dönüşür. bu felaketten canını kurtarabilenler, kuzey avrupa’ya ve kafkasya’ya göç ederler (bu olay, tarih kitaplarında okuduğumuz, orta asya’daki kuraklık ve göçler konusu ile uyumludur).thule örgütü’nün ermişleri, bu gobi göçmenlerinin, insanlığın temel ırkını (ari soyunu) oluşturduğuna inanmaktaydılar.
haushofer, “kaynaklara dönmeyi”, yani doğu avrupa’yı, türkistan’ı, pamir’i, gobi’yi ve tibet’i ele geçirme gereğini savunmaktaydı. ona göre, bu bölgeleri ele geçiren dünya’ya egemen olurdu.
hint-tibet mitoslarında, “uzay üstü uzay”a çıkıp zaman yolculuğu yapan “dhurakhapalam”a, “vaidor”; ufo benzeri uçan disklere de “vimana” denilmekteydi (d68). hint esatirinde, vaidor’ların, turan dağı’nda; vimana’ların ise, tor dağı’ında bulunduğu, daha doğrusu inip, çıktıkları yazılıdır. hatta, çinliler’in, fransızlar’ın (kont sédir) ve ruslar’ın (çar nikola) büyük paralar harcayarak kurdukları ekiplerle dhurakhapalam’ı arattırdıkları söylenir. general haushofer’in de, tibet’te bu konuda araştırmalar yaptığı söylenmiştir. diğer taraftan, tibet’teki lama rahiplerinin ağızbirliği ile sakladıkları bir sırra göre, dhurakhapalam’ın, saklandığı kutsal beldeden çalındığı ileri sürülmüştür.
bu konu ile ilgili olarak, aiberg’in kitaplarından birinde, satır aralarında sadece şöyle bir cümle yer alıyor: “g’nin bu aygıtı bularak, rusya üzerinden grönland’a taşıması ve paul kamenberg isimli birini zamanda iki yıl geri göndermesi ile ilgili olarak süper devletleri şok eden deneyler”. burada sözü edilen “g”nin, gurdjieff olduğu anlaşılıyor. ancak ne yazık ki, aiberg’in kitaplarında bu konu ile ilgili daha fazla bilgi bulunmuyor.
thule örgütü, 1943 yılına kadar tibet’le yakın ilişkiler içersinde olmuş, karşılıklı heyetler gönderilmiştir. hatta, 1926 yılında, berlin ve münih’e, küçük bir hindu kolonisinin yerleştirildiği bilinmektedir (ruslar’ın berlin’e girişi sırasında, ölenler arasında, himalaya ırkından gelme, alman üniforması giymiş, üzerinde kimliği ve rütbesi bulunmauyan bin kadar cesede rastlanmıştır). nazi’lerin “odessa” adlı bilim örgütünde de, üst rütbeli tibetli’lerin çalışmış olduğu saptanmıştır. tibet kökenli “yeşil ejder” adlı bir örgütün de, thule örgütü ile bağlantılı olduğu bilinmektedir (k18, k38, k65).
thule örgütü’nün merkezi, birinci dünya savaşı’ndan sonra, istanbul’a taşınmıştır. örgütün başkanı, hitler tarafından istanbul’a gönderilen, ancak daha sonra istanbul’da intihar süsü verilerek öldürülmüş olan (türk literatüründe “gizli müslüman baron” diye anılan), “baron rudolf von sebottendorff” (diğer adıyla, “rudolf glauer”) dir. araştırmacı yazar jason bishop, baron sebottendorff’un, islam mistizmi ve süfizmini tüm ayrıntıları ile çok iyi bilen ve tarikatlarla doğrudan teması olan bir kişi olduğunu belirtmektedir. baron sebottendorff, 1933 yılında yayınlanan, “before hitler came” (hitler’den önce) isimli kitabında, nazi liderlerinin gizemli çalışmalarını konu almış ve kitap, bu nedenle gestapo tarafından yasaklanmıştır. haushofer ve hanussen ile birlikte, gurdjieff de müslüman olmadan önce bu örgüte mensuptu. diğer bir örgüt üyesi olan rudolf hess’in de müslüman olduğu ileri sürülmüştür. hitler’in, thule örgütü’ne 1920 yılında katıldığını daha önce belirtmiştik. zig-zag grubu ile bir süre bağıntılı olarak çalışan thule örgütü’nün hitler tarafından nazi’leştirilmesinden sonra, zig-zag grubu bu örgütle ilişkisini kesmiştir (k163).
en büyük hedefi, zaman yolculuğunu gerçekleştirerek dünya’nın kaderini
değiştirmek olan thule örgütü’nün, bu amaca ulaşacak teknolojiye erişebilmek için, tarih öncesi üstün aryan uygarlığının yaşadığı hindistan ve tibet’e kadar uzandığını görüyoruz
hazreti hızır’ın öğrencisi olarak zaman yolculuğunun sırrına eren mevlana halid-i bağdadi’nin de, mekke-i mükerreme’de kendisine söylendiği üzere, hindistan yollarınadüştüğünü ve cihanabad’da irşad edildiğini daha önce belirtmiştik (k43).
dolayısıyla, görüyoruz ki, zaman yolculuğunun sırrı, her iki taraftan da hindistan ve tibet taraflarına doğru uzanıyor. diğer taraftan, gurdjieff ve haushofer’in hem thule, hem de zig-zag mensubu olmaları, thule örgütü’nün, bağdadi’nin zaman yolculuğu etkinliğinden haberdar olduğunu akla getiriyor. zig-zag grubu’nun, thule örgütü ile ilişkisini kesmesi, belki de nazi’lerin, zaman yolculuğu teknolojisini siyasi amaçlarla kullanmak istemelerinden kaynaklanmıştır.
ALINTIDIR
L. Pauwels - J. Bergier ikilisinin, yukarıda belirttiğimiz “Le Matin des Magiciens”
(Büyücülerin Sabahı) adlı kitabında (K111), Thule Örgütü ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca, Türk arşivlerinde de, bu örgütle ilgili bilgiler bulunmaktadır (G6).
kafama göre takılıyorum:)
her telden çalarım ben!! bakarsınız bir köşede mizah yazıları, öteki köşede yemek tarifleri, yalnız kalmış bir aşk şiiri ise ''hani bana köşe, hani bana köşe'' diye ağlıyor!!
zamanla dostlar herşey... birazcık zaman istediğim şey...