http://carmencafe.blogcu.com/Mediapartners-Google* carmen cafe de 1001 çeşit konu... - Blogcu



carmen cafe de 1001 çeşit konu...

7/12/2009 - yolumdan bir melek geçti...

Kategori: Hikayeler

 

YOLUMDAN BİR MELEK GEÇTİ

Yirmi yıldan beri çocuk fotoğrafları çekiyorum. Şükran Günüydü. Bir çocuktan oldukça özel bir hediye aldım. Emily bembeyaz elbiseler içinde karşımda oturuyordu. Altı aylık bu minik kız oturduğu yere adeta sarmalanmıştı.

Annesi, "Emily bugün kendini pek iyi hissetmiyor" dedi. Minik kızın yüzü kıpkırmızıydı; dik oturmaya çalışırken başı bir o yana, bir bu yana düşüyordu. Birkaç poz denemesinde bulundum, ama bir türlü başarılı olamadık. Sonunda, Emily'ye yaklaştım ve onunla konuşmaya başladım. "Aynen bir meleğe benziyorsun" dedim.

Minik kız o anda poz verdi, fakat bir o yana, bir bu yana sallanan başı daha fazla dikkat çekti. Bana, benim bir şeyim yok sadece bu gün kötü bir gün geçirdim dercesine bakıyordu. Emily meleğe benziyor, o zaman fotoğrafını buna uygun çekeyim diye düşündüm.

Stüdyomda, yumuşacık, bembeyaz, gerçek ördek kanatlarından yapılmış melek kanatları vardı. Ayrıca, başına da çiçeklerle bezenmiş bir taç kondurdum. Oturağına sarmalanmış, bulutların üstünde gezinen meleği fotoğraflamaya çalıştım.

Farkında değildim, ama annesi sessiz sessiz ağlıyordu. "O bir melek. Dün beyninde doğuştan bir özür olduğunu öğrendik. Bu birlikte ilk ve son Şükran Günümüz olacak" dedi. "Bir seneden fazla yaşamıyorlarmış. Onu karnımda taşırken, doktorların söylediklerine harfi harfine uydum. Sigara içmedim. Diyetimi yaptım, ama beyni doğduktan sonra gelişmezmiş. Bu oldukça nadir rastlanan bir durummuş, böyle 435 vaka varmış."

"Siz Emily'yi gerçek haliyle gördünüz. O bir melek. Onu böyle seviyoruz. Yeryüzüne Tanrının sahip olduklarımıza şükretmemiz gerektiğini söylediğini iletmek üzere gelmiş. Siz bunu yakaladınız. Bazen onunla konuştuğunuzda sakinleştiğini ve huzur içinde olduğunu hissediyorsunuz. Bebek diliyle bir şeyler gevelemeye başlıyor ve neredeyse söylediklerim anlıyorsunuz. Sanki size gerçekten birşeyler söylemeye çalışıyormuş gibi. Bu fotoğraflar gerçekten çok önemli. Daha ne kadar bizimle olacağını bilmiyoruz. Siz bizim minik meleğimizi ölümsüzleştirdiniz."

Boğazımda bir düğüm, "Meleğinizi benimle paylaştığınız için te¬şekkür ederim. Ne mutlu bana ki benim yolumdan da geçti!" dedim.

Larry Miller

 



Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/12/2009 - kurşun kalem gibi olmak....

Kategori: Hikayeler


kursun-kalem.jpg

 

Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu: - "Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?" Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi: - "Aslında, senin hakkında yazıyorum. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem. Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olursun." Çocuk merakla kurşun kaleme baktı. Özel bir kalem gibi görünmüyordu. - "Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!" - "Bu, senin nasıl baktığın ile alakalı. Kurşun Kalemin 5 önemli özelliği vardır, ki sen onlara sıkıca tutunduğunda ömrün huzur içinde geçecektir." Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi O yönlendirir. İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar. Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir. Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın. Beşinci özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.

 

 Paulo Coelho

 

 


Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2009 - bükçe... kadınları anlamak için bu dili öğrenin!

Kategori: Hikayeler

The weight of the sin.

 Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar

Unreal Love

tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.
İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını “Bükçe” koydum.
-”Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.

Two and many others (Please View Larger)


-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?
-”Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin. ”
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan “Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.
-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçla***** konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.

Education...
-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-”Seni seviyorum.” herhalde.
-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler “;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe’yi öğretmeseydin h ali mi düşünmek bile istemiyorum.
Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün

 


sema maraşlı'nın eşimle tanışmayı unutmuşuz kitabından alıntıdır

 


Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2009 - ilk yoğurt nasıl mayalandı?

İLK YOĞURT NASIL MAYALANDI?

Sütten ürettiğimiz besinlerden biri de yoğurttur. Yoğurt, süt proteinlerinin fermentasyonla çökelmesi sonucu oluşan pıhtıdan ibarettir. Genellikle kaynatılıp ılık hale getirilen süte az miktarda eski yoğurdun eklenmesiyle yapılır. Ilık olan sütün ortasına, daha önceden ayrılmış ve suyla karıştırılarak inceltilmiş bir miktar yoğurt yavaş yavaş eklenir. Üzeri kapatılır ve soğumaya alınır. Burada en önemli girdi, sütün yoğurt haline dönüşmesini sağlayan mayadır.

 

Ve yoğurt yapımında bu görevi eski yoğurt üstlenir. Peki elimizde yoğurt mayalamak için eski yoğurt bulunmuyorsa ne yapmalıyız? Ya da ilk yoğurdun mayası nedir? Bu soruların yanıtları araştırıldığında, göçebe olarak yaşayan atalarımızın karınca yumurtasından yoğurt yaptığına dair bilgiler edinildi.

Bunun üzerine ilk yoğurdun karınca yumurtasından mı, karınca toprağından mı, ya da normal topraktan mı mayalandığını kanıtlamak için araştırmalar yapıldı.
File:Ant mound.jpg
Oktay İnce de çalışmasında, eski yoğurt dışındaki doğal mayaların, sütün yoğurda dönüşmesinde işe yarayıp yaramayacağı ve eğer doğal mayalardan yoğurt olursa, ne kalitede olacağını inceledi. Araştırmasında deneysel olarak süte ev koşullarında değişik oranlarda standart (ticari) yoğurt ve doğal mayalar (normal toprak, karınca yuvası çıkışındaki toprak ve karınca yumurtası) ekleyip, elde edilen yoğurtların ve bunlarla hazırlanan yoğurtların bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerini beş gün süreyle araştırdı. İnce, araştırmasının sonuçları konusunda şu açıklamayı yapıyor: "Araştırmamızda denenen yoğurtların her bir neslinin, zamana bağlı olarak pH değerinde azalma olduğu saptandı. Doğal mayalarla elde edilen yoğurtların 2, 3 ve 4. nesillerinde ölçülen pH değerinin, standart yoğurt pH'sı ile aynı düzeylerde olduğu saptandı. Yoğurtların fiziksel görüntüsü bakımından doğal mayalarla elde edilen yoğurtların 3. ve 4. nesillerinde hemen hemen hiç serum ayrılması gözlenmezken, ev yoğurdunda az da olsa serum ayrılması oldu.


Duyusal test sonucunda yapı bakımından en iyi yoğurt, karınca toprağıyla mayalanan yoğurt oldu; görünüm olarak karınca toprağı ve karınca yumurtası olumlu sonuçlar verirken, lezzet olarak da en iyi yoğurdu, karınca toprağıyla yapılan mayalamadan elde ettik. Sonuç olarak, doğal mayalar kullanılarak yoğurt mayalama işlemi sağlandı ve karınca toprağıyla mayalanan yoğurt panelistler ve tüketiciler tarafından en iyi yoğurt seçildi.
Eğer bir gün evinizde yoğurt yapmak için maya bulamazsanız, dışarı çıkıp karıncanın oluşturduğu toprak tepecikten biraz almanız yeterli. Unutmayalım ki bu yoğurdu yemek için üç gün beklemek gerekiyor. Çalışmamızın ilerleyen aşamalarında elde edilen yoğurtların mikrobiyolojik ve besin kalitesini de araştıracağız."

BİLİM ve TEKNİK DERGİSİ 2006

 


 


Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2009 - sıra dışı beyin parçalanıyor!!

 

Sıra dışı beynin sıra dışı ameliyatı

L'une des rares photos connues de Henry Molaison.

Ünlü bellek hastasının beyni, bilim için parçalara ayrılıyor

Ölümünün birinci yıl dönümünde bellek hastası H.M’nin beyni, bilim için parçalara ayrılmaya başladı.
         Uzun süre sadece H.M olarak bilinen Henry Gustav Molaison, 2 Aralık 2008’de 82 yaşında hayata veda etmeden önce beynini bilime “bağışladı.” Ölümünün birinci yıl dönümünde başkalarınınkine benzemeyen beyni, başka ameliyatlara benzemeyen şekilde parçalara ayrılmaya başladı: Ameliyat, internet üzerinden canlı yayımlandı.       

 

  Connecticut eyaletinde bir fabrikada işçi olarak çalışan ve şiddetli sara nöbetleri geçiren H.M’nin sıra dışı öyküsü, 1953’te cerrahların nöbetlere çare olması için hastanın beyninin bazı bölümlerini almasıyla başladı. Sonunda, H.M’nin beyninin hipokampus bölümünün büyük bir bölümü çıkarıldı.
         Ameliyat, H.M’nin nöbetlerinin şiddetini azalttı, belleğinde var olan bilgilere zarar vermedi. Bilim, birçok şey öğrenirken ve sayısız deneyden sonra konuşmak, yürümek gibi birçok hayati işlevi denetleyen motor belleğin yeni bilgiler öğrenebildiğini keşfederken, H.M’nin belleği ameliyattan sonra kayıt yapma yeteneğini yitirdi.
         Ameliyattan önceki anılarını hatırlayabilen H.M, yeni şeyler öğrenebildi, ancak bunları hafızasında tutamadı. Sabah kahvaltısında ne yediğini, bir simayı, yaşını, yaşadığı yeri hatırlayamaz hale gelen H.M, kısa süreli belleğiyle ömrünün kalanını geçirdi.
         2008’de yaşamını yitirdikten sonra H.M’nin beyni Califonia’daki beyin inceleme laboratuvarına götürüldü. Ölümünden tam bir yıl sonra H.M’nin eksi 40 derecede dondurulmuş beyni mikronlara ayrılmaya başladı. Önceki gün internetten canlı yayımlanan 14 saatlik ameliyatın ardından H.M’nin beyninin 3,8 cm’si parçalara ayrıldı. Bilim adamları, beyni parçalara ayırmaya devam edecek.
         Bilime 2 bin 600 mikro parça sunması beklenen H.M’nin beyninin hafıza, bilişsel işlevler, duyusal ve motor eylemler gibi konularda bilime daha fazla bilgi vermesi umuluyor.
         Konuya ilişkin makale, Fransız “Le Nouvel Observateur” dergisinin internet sitesinde yer alıyor.

 

 

www.milliyet.com.tr

 

 

http://tempsreel.nouvelobs.com/actualites/20091203.OBS9596/?xtmc=henrygustav&xtcr=1

Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2009 - ne gribi olduğunuzu öğrenin!!

Kategori: Saglik


hava sıcaklığının düşmesiyle yayılma hızı ve ölümlerin artabileceğini belirten uzmanlar aralık ayında aşılanmayı öneriyor.

Hapşırıyorsanız, öksürüyorsanız ya da burnunuz akıyorsa önce
grip tablosuna bakın ve belirtiler domuz gribi diyorsa mutlaka bir doktora başvurun.

 

 

http://www.milliyet.com.tr

 


 


Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2009 - geri gelen mektup....

 

Geri Gelen Mektup

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

Hüseyin Nihal Atsız




Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2009 - yaprakların trajedisi...

Yaprakların Trajedisi


Kuraklığa uyandım ve eğreltiotları ölüydü,
saksı çiçekleri mısır gibi sararmış;
kadınım gitmişti
ve boş şişeler kanı çekilmiş cesetler gibi
sardı beni işe yaramazlıklarıyla;
güneş hâlâ iyiydi ama,
ve ev sahibemin notu bükülmüş
hoş ve talepsiz sararmışlığında; şimdi gereken
iyi bir komedyendi, eski tarz bir şakacı
absürd acı üzere şaka yapacak; acı absürddür
çünkü vardır, hepsi bu;
dikkatle traş ettim eski bir jiletle
bir zamanlar genç olan ve
dehası olduğu söylenen adamı; ancak
yaprakların trajedisi bu işte,
ölü otlar, ölü bitkiler;
ve karanlık bir hole yürüdüm
ev sahibemin dikildiği
tüm nefretiyle dediğim dedik,
sallayıp şişman, terli kollarını
canın cehenneme diye yırtınıp
yırtınıp kira kira diye
çünkü yamuk yapmıştı dünya
ikimize de...

 

Charles Bukowski

 

 



Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2009 - güzel sözler.... belki de günün sözü....

Kategori: guzel-sozler

*İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirler. Montaigne

*ihanet değil lazım olan sadakat, ikilemlerde dolu zaten bu hayat...

*Hayatımdaki En sıkı Şey Kemerim.
*Her sert kemiğin içinde yumuşacık bir ilik vardır.

*Ancak her seyi kaybettikten sonra istedigimiz herhangi bir seyi yapmakta serbestiz...

*Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir.

*Demişler ki! Haram nedir bilmez Hayyam. Ben Haram ile Helalı karıştırmam. Dost ile içilen 'Şarap'helaldir, 'Puşt'ile içilen su bile Haram...
*Bağdat'ı Fethetmek Bağdat'tan Daha Güzelmiş
*Aşkın pazarında canlar satılır.. Satarım canımı alan bulunmaz
*Yanlış Bir Kapı Çalmışım Dostlar, Yanlış Bir Kapı Açılmış Sonuna Kadar..      Nesimi.
*'' ve gömdüler beni, öldürdükleri gibi özenle...''
*''Kalbim yamalarından kusuyor aşkın kanımı zehirmişcesine..
Kafandaki zamana uymaz bu boyutun tiktakları...
Boşver düşünme... Boşver üzülme! Anlama! Bilme! ''
*yılansı dilim,kalbimin kötülük kuyusundan çektiğim zehir değil,zekamın kıvılcımı...
*İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemeye götürür
*" Bir Yalanla Avunacak Kalbim. Hepsi Bu! "
*tophane rihtiminda yaparlar kantar, bu sosyete kizlarinin hepsi de mantar.
*Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun.Niye bugünden başlamıyorsun? epiktetos
*Ya ben hep duvara konuştum yada duvar değil konuştuğum içinde insanlar var nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar...  
*Yanımda yoksan aklımda işin ne?
*Sensin işte varım yoğum, bugün varım yarın yoğum,
Kalp halatım kör bir boğum, sesim desen boğum boğum.
"Eşeğin sidiğindeki saman çöpüne binmiş sinek, kendini kaptan-ı derya görür"
*Sünnette Akan Kanların Hesabını Sormaya Geliyoruz.    DEV - ÇÜK
 
  • Her gördüğün sakallıyı
    Sanma arif bir kişi
    Sakalda keramet olsaydı
    Keçiden sorarlardı her işi
  • Gel gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti
    Bülbül güle, gül bülbüle yar olmadı gitti..
  • Saçlarım Kadar Başım Olsa Hâk Yolunda Olsun Feda
*İnancın büyük olsun, ama inancınla büyüklük taslama..

*Her sevda bir veda...

*Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin.Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz.Bütün mesele hazır olmakta...
*sevgi emekmiş...emek ise vazgeçemeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
*Anlamadıkları Şeyleri Kınarlar ...
*Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.   Mustafa Kemal Atatürk
*Ademoğlu hile bazdır bilmezsin fendini,Kime iyilik yatpınsa ondan sakın kendini...
*Uçmayı öğretemediğinize düşmesini öğretin.  Nietzsche
*Aşk, acı veren zihinsel bir hastalıktır.
*avluda kalmasi gereken kopegi catiya cikarirsan gelir tepene sıçar
*Ölümden niye korkacağım ki?Ben varken o yoktur,o gelince de ben olmayacağım....
*Değer vermek; sadece matematikte işe yarar...
*ruhunu zamaninda genis tutanlar, simdilerde icine dünyalari barindirabilir.
*senden önce öpülmüş dudaklarda sana ait cümleler aramayacaksın
*kazanmak neye yarar ki kaybeden oldugunda..
*Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kere daha yaşamak zorunda kalırlar.
* "..benim hayatta istediğim hiç bi şey olmadı
bi seni çok istedim seninde için benle dolmadı.."
*"Bütün gözyaşları aynı mı kokar?..Biraz tuzlu?..Biraz ağır?..Yoksa ben ağlayınca sen mi kokuyorum?"   Zeki Kayahan Coşkun
 
*Attım kendimi yabancı kollara, inanıp durdum boş dualara
şeytanı haktan, düşmanı dosttan, hayrı da şerden ayıramaz oldum...
*Affet.. saflığında bir lekeydim...
 
 
 
alıntıdır
 
 

Sitenize Ekleyin:

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/11/2009 - 1 yıl boyunca para harcamadı

İngiltere'de yaşayan Boyle, 12 ay boyunca tek bir penny bile harcamadığını söyledi
30 Kasım 2009 Pazartesi, 08:39

12 ayı gerçek bir ‘freecomonist’ olarak geçiren Boyle, İngiltere’de Bath’da bir karavanda yaşıyor. Bir yıl boyunca tek bir ‘penny’ bile harcamadığını söyleyen Boyle, daha mutlu bir insan haline geldiğini söylüyor. Boyle, “Zorlukları oluyor ama banka hesabı, trafik sıkışıklığı stresim yok. Para odaklı dünyaya da dönmek için bir neden göremiyorum” diyor. Boyle, para harcamadan yaşamak için 12 ay boyunca şunları yaptı ve halen yapıyor:

Kendi gıdasını yetiştirip, başkalarının attığı çöpleri dönüştürüyor.
Her gün bisiklet kullanıyor, telefonundan sadece gelen aramaları kabul ediyor.
Güneşin ısıttığı duşu var.
Balık kılçığından yapılan diş macunuyla dişlerini fırçalıyor.
Kıyafetlerini de çöpten buluyor.

 

www.haberturk.com.tr

 


 


Sitenize Ekleyin:

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kafama göre takılıyorum:) her telden çalarım ben!! bakarsınız bir köşede mizah yazıları, öteki köşede yemek tarifleri, yalnız kalmış bir aşk şiiri ise ''hani bana köşe, hani bana köşe'' diye ağlıyor!! zamanla dostlar herşey... birazcık zaman istediğim şey...
The Hunger Site

Kategoriler


bannerim

.

sitemin banner kodu

>.

Arkadaşlarımın bannerleri

Image Hosted by ImageShack.us
selmahlc CafeRose

Arkadaşlarım

lotuse
mansur
oguzalpyuksel
yoncik
gurkanadam
ahuozturk
eglencelimatematik
cadys
benyaziyorum
endless88
oznesel
tekirdagli
kardelenkardelen
edepsissman
sherafettin
fleures
komediwinx
filizvehobileri
erasmusakdenizli
cocukorguleri
tubadasi
webdersanesi
kurtlarvadisi101
zamazing
masadov42
hepgenclik
http://www......mid width=163 height=43 type=audio>
Add to Technorati Favorites Add to Technorati Favorites Lifestyle Blogs - BlogCatalog Blog Directory www.sepetle.blogcu.com">Haydi Sende Sepetle...!
Zirve100
Beatles - Michelle .mp3
Found at bee mp3 search engine